"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


Resulzade 129 yaşında

Mehmet Emin RESULZADE

 129 YAŞINDA

 

19.yüzyılın sonlarında 1 Şubat 1884 tarihinde doğan ve 20.yüzyılın başlarında demokratik milli bir cumhuriyet kuran Mehmet Emin RESULZADE’yi doğumunun 129. Yılında sevgi ve saygı ile anıyoruz.

O  ulusuna yön verirken arkadaşlarıyla çıktığı çağdaşlık yolunda milli  şuurla yaratmak istediği  millet ve milli devletçiliği uzun ve kararlı bir mücadele ile sonuçlandırırken Azerbaycan Türklerinin milli ve ebedi lideri olur.

Onun 28 Mayıs 1918 tarihinde kurduğu Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bayrağında yer alan üç renk; Türk milli kültürünü, inancını ve demokratik  kültürünü yansıtmaktadır.

 Çağdaş bir lider olan Resulzade'nin ilkeleri  ebediyete kadar devam edecektir.

 

20 OCAK OLAYLARI 23. YILINDA DEĞERLENDİRİLDİ.

Tarihi 20 Ocak Olayları 23. Yılında değerlendirildi.

Azerbaycan Kültür Derneği  tarafından her yıl olduğu gibi  bu yılda değerlendirilen ve o şanlı eylemi yaratan  inançlı insanların ortaya koyduğu mücadele gelecek nesillere aktarılırken,bayraklaşan şehitler saygı ile anıldı.

Toplantıya çok sayıda dernek üyesi ve medya temsilcileri katıldı.

20 Ocak Olaylarını geniş bir perspektifle sunan yönetim kurulu üyesi Selçuk ÖNAL  23 yıl önce cereyan eden olayları anlatırken dinleyenlerin hafızalarını yenilemeyi de ihmal etmedi. (Selçuk ÖNAL’ın yaptığı konuşmanın tam metni özet bilginin altındadır.)

O günleri bizzat yaşayan ve salonda bulunanların yanı sıra, hareketi yönlendiren Halk Cephesi yönetimi sonrası kurulan ilk demokratik seçimlerle iktidara gelen hükümette bizzat görev alan genel başkan Cemil ÜNAL, hükümetlere rağmen, o gün cereyan eden olaylar karşısında Türkiye’de yapılan protesto eylemleri içinde her zaman görülen tek gerçeğin,Türk milletinin Azerbaycan’ın yanında yer alması olduğunu belirtirken, 20 Ocak olaylarıyla Bakü’de komünist partili  hükümet tarafından  başlatılan sıkı yönetim sürecinde Halk Cephesi ve Elçibey direnişi inançla devam ettiğini belirterek konuşmasına şöyle devam etti.

“ Ne yazık ki Azerbaycan’da işgal edilen toprakların kurtarılması için görevlendirilen  sözde arabulucu kuruluş  MİNSK adlı  gurubun üyelerinin bizzat işgale destek olan ülkeler olduğunu, 1994 yılında İstanbul’da yapılan Habitat adlı toplantıda, işgalci hükümet temsilcileriyle yan yana  oturan hükümet in Aliyev hükümeti olduğunun altını çizdi. Bugün işgal edilen 17 bin KM lik toprak kaybı bu hükümetler döneminde olmuştur, biz  Azerbaycan halkında milli şuurun olduğuna inanmaktayız, ancak bu inanç sürekli olarak siyasi otoritenin gölgesi altında kalmaktadır. Bu  durum Azerbaycan halkının hayrına değil zararına yol açmaktadır.” Dedi.

Selçuk ÖNAL’ın 20 Ocak konulu konuşması.

 

 

           

Azerbaycan Türklerini 20 Ocak 1990 tarihinde yaşanan  vahşi ve acımasız katliama getiren nedenleri  ve tarihi süreci kısaca hatırlamakta, hafızalarımızı tazelemekte fayda vardır.

Çarlık Rusyası 19. Asrın başında Azerbaycan ın da içinde yer aldığı güney Kafkasya yı işgale ve istilaya giriştiği zaman bu bölgede küçük ve biri birlerinden habersiz Türk soylu hanlıklar hükümrandılar.

Bu hamlıkların her biri kendi güçleri ile Çarlık Rusya’sının çok üstün kuvvetleri ile savaşmış, ancak bir arada ve birlik olmadıklarından, güçlü Rus ordusu karşısında hep mağlup olmuşlardır.

 Gence Hanı Cevat Han,  Gencey’i aylarca Rus Ordusuna karşı kahramanca savunmasına rağmen, diğer Türk hanlıklarından hiçbir destek alamaz ve bu savaşta oğulları ile birlikte şehit olur ve Gence düşer..sıra sıra diğer hanlıklar da işgal ve istila edilir..

Güney Kafkasya da ki Türk Hanlıklarının işgal ve istila döneminde de on binlerce Türk Şehit olur..

Çarlık Rusya’sı Güney Kafkasya’yı tamamen ele geçirdikten sonra, Bir Türk Hanlığı olan bugünkü Ermenistan’ın yer Aldığı Revan Hanlığına  yoğun bir Ermeni Göçünün destekleyicisi ve öncüsü olur.. Bu bölgede Türklere karşı yapacağı bütün olaylarda Ermenileri  bir maşa gibi kullanır..

 

Sayın Dinleyiciler,

 

Bu dönemde, Azerbaycan’ın en büyük kazancı ise tarihten gelen zengin bir siyasi geçmişi ve  beş-altı asırlık bir edebiyat, maddi ve manevi bir medeniyete sahip olması idi.

 

İşte bu zengin ve köklü medeniyet, Milliyet fikrinin gelişmesini ve millet olma şuurunun oluşmasını  sağlamış ve başka bir değişle Ümmetin Millet olma sürecini başlatmış ve siyasi bir karaktere  dönüşmüştür.

Bu siyasi hareketin öncüsü Mehmet Emin RESULZADE’nin önderliğindeki Müsavat Partisidir.

Müsavat Partisi siyasi Türkçülüğü ilk defa programına koyar ve Esir Türklerin Hürriyet ve İstiklalini talep eder..

Mehmet Emin RESULZADE önderliğindeki bu siyasi hareket diğer milli gruplarında desteğini alarak 28 Mayıs 1918’de, “Bir Kere Yükselen Bayrak Bir daha İnmez” şiarıyla Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin istiklalinin ilanı ile en güzel meyvesini verir.

 

Azerbaycan Milli Cumhuriyeti ilan edildiğinde 114 bin kilometre kare bir araziye sahipti..

Azerbaycan istiklalini ilan ettiği dönemde Çarlık Rusya sı da yıkılmış, yerini Sovyetler Birliği almıştı.

Ne yazık ki, Çarlık Rusya sının İstilacı Politikasını Sovyet Rusya da aynen devam ettirmiş ve 11. Kızıl Rus Ordusu yine içerdeki işbirlikçilerin destek ve yardımları ile 27 Nisan 1920’de, Azerbaycan ı işgal ve istila eder ve genç ve savunmasız  Cumhuriyetin istiklaline son verir..

Bu istila döneminde   Azerbaycan Türkü  ya kurşuna dizilecek yada Hazar Denizinin karanlık ve derin sularına  gömülecekti.. Binlercesi Sibiryanın ölüm tundralarına, gider-gelmeze sürgüne gönderilecekti.

           

Azerbaycan’ın istilasında yine Ermeniler aktif rol oynayacaktı.. Bu istila döneminde Azerbaycan’la Nahçivan arasındaki Zengezur Bölgesi Ermenistana verilecek, Türk Dünyası ile Kara yolu ulaşımı bu şekilde koparılacaktı.. 

 

70 Yıl sürecek bu istila döneminde de karanfiller hiç susmayacak, hep ağlayacaktı..

 

Sayın Dinleyiciler,

 

Bu dönemde de, Güney Kafkasya Bölgesinde Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bütün olaylarda hep Ermeniler ön saflarda yer almış ve Sovyet Rusya’nın desteğini hep yanlarında bulmuşlardır..

 

Ermenistan’ın 1988 başlarında Karabağ meselesini gündeme getirerek, yaptıkları toplu gösterilerde Azerbaycan’dan Karabağ ve Nahçivan’ı, Türkiye den ise Doğu Anadolu Bölgesinin  en önemli illeri olan Kars, Ağrı ve Van’ı talep etmekteydiler,

Ermenistan’da 1988’de meydana gelen deprem sonrasında batılı yandaşların ilaç ve gıda yardımı adı altında bol miktarda silah ve Cephane yardımı alarak, vatandaşlarını silahlandırmış, Türkiye’nin insani yardım talepleri ise kabul edilmemişti.

Ermenistan depremi sonrası, Asırlardır bu bölgede  ata baba topraklarında yaşayan Türklere karşı akıl almaz baskılar yapılmış, bu baskı ve  saldırılar sonucunda, Erivan’da bütün mal ve mülklerine el konulan  300 bin civarında bir Türk  nüfus ta mecburu göçe zorlanarak Azerbaycan’a göçmek zorunda kalmışlardı…

 

Bütün bu olup bitenler karşısında Moskova Ermenistan’a karşı sessiz kalmıştı. Moskova medyasında Ermenilerin Azerbaycan topraklarına karşı saldırı ve tecavüzlerinin  tamamen tersi gösterilerek, Azerbaycan Türkleri aleyhine yayınlar yapmıştır.

Ermenilere tank helikopter temin ederek, onların Azerbaycan’ın hudut köy ve kasabalarına karşı yaptıkları saldırılara göz yummuştur.

Bu baskın, saldırı, tahrik ve provokasyonların tam tersi bir şekilde batı dünyasına aksettirilerek, dışarıdaki güçlü Ermeni lobileri aracılığıyla batı  kamu oyu yanlış ve tek taraflı yönlendirilmiştir.

 

 Sayın dinleyiciler,

 

Azerbaycan’da ise durum çok farklı bir mecrada seyrediyordu. Ermenilerin, 1988 sonrası ideolojik ve siyasi alandaki baskı ve tazyikleri karşısında Azerbaycan Yönetimi ve Azerbaycan’ı Moskova Halk Meclisinde temsil eden milletvekillerinin yetersiz  kalması ve Azerbaycan’ın karşı karşıya olduğu tehlike ve problemlere çözüm üretememesi halkın moralini ve motivasyonunun bozulmasına neden olmuştu..

Azerbaycan’da ise 1988  sonrasında içtimai hayat tamamen Komünist Partisinin  gözetim ve denetimi altındaydı. Hatta vatandaşın aile kurması dahil yas ve düğünleri dahi parti kontrolündeydi..

Komünist Partisinin halk üzerindeki baskısı sonucu Cemiyet bütün problemlerini halletmeyi, hak ve hukuklarını aramayı dahi komünist partisi rehberliğinin yetkisine terk etmiş, bu rehber vatandaş hakkında bütün kararları kabul etmekle beraber, vatandaşın azatlığı yolunda sorumluluk  içinde idi.

Azerbaycan Yönetiminin topraklarına ve vatandaşlarına karşı yapılan saldırı ve tazyiklere kayıtsız ve yetersiz kalması tabi olarak halkın moralini ve motivasyonunu bozmuş, halk kendi derdine çare aramak zorunda kalmıştı. Bu  noktada Azerbaycan Türkü meselelerine bigane kalan Yönetime karşı  milletin mukavemet gücünü artırarak moralini yükseltmek  ve Cumhuriyetin arazi bütünlüğüne karşı Ermeni saldırılarını protesto etmek maksadıyla Bakü-Azatlık meydanı yüzbinlerle ifade edilen protesto gösterilerine ev sahipliği yapmaktaydı..

             

Azerbaycan Türkünün; Azerbaycan Halk Cephesi saflarında birleşmesi ve bütünleşmesi karşısında telaşa kapılan Komünist Rus İşgalcileri, her ne pahasına olursa olsun Azerbaycan Türklerinin bu birlik ve beraberliğini bozmak  ve  Büyük bir muhalefet hareketine dönüşen Halk Cephesini sindirme  girişimlerinin sonuçsuz kalması karşısında, bir taraftan Ermenileri kullanmış, diğer taraftan da ölüm makınası  olan KGB ajan ve provakatörlerini harekete geçirmişti..

 

Sovyet Yönetimi Azerbaycan’da müsait bir ortamı yarattıktan sonra 19 Ocağı 20 Ocağa bağlayan gece  Sovyet Kızıl Ordusu hiçbir uyarı yapmaya dahi ihtiyaç duymadan tamamı silahsız ve savunmasız sivil halka karşı korkunç bir katliama girişmiş, Bakü Azatlık meydanında, yollarda, sokaklarda, hatta evlerinin balkon ve pencerelerinden  olayların seyircisi vatandaşları bile makineli silahlarla yaylım ateşine tutmuş, tankları ve zırhlı savaş araçlarını savunmasız insanların üzerine sürerek, tank ve zırhlı araç paletleri  arasında onlarca insan ezilerek parçalanmıştı…bu vahşetin sonucunda  yüzlerce ölü..binlerle ifade edilen yaralı..

Rus tankları ve Ordusu Azerbaycan’a kan ve ateş saçarak girdi.. Azatlık meydanında oluk oluk Azerbaycan Türkünün kanı akıyor, tamamen silahsız ve savunmasız insanların feryadı figanına hiçbir ses verilmiyordu…

Komünist Ruslar 27 Nisan 1920 tarihinde Azerbaycan Milli Cumhuriyetinin topraklarının işgalinde kullandıkları metodun aynısını, 20 Ocak 1990 da da uygulamışlardı. 27 Nisan işgalinden bir gün sonra yani 28 Nisan 1920’de Komünist Lider Dr. Neriman NERİMANOV Kızıl orduyu Azerbaycan’a kendisinin davet ettiğini, 20 Ocak 1990 katliamınıda meşru göstermek maksadıyla Azerbaycan Komünist Partisi Genel Sekreteri VEZİROV’un Kızıl Orduyu müdahaleye  çağırdığını, yani hertürlü hak ve menfaatlerini koruyup kollamakla yükümlü olduğu halkının üzerine ordu göndererek katliam yaptırdığını itiraf edecekti...

           

Ne acı ki, bu korkunç katliamın yaratıcıları ve müsebbipleri cezasız kaldı..

           

Bu Kızıl Ordunun Azerbaycan’ı ikinci kez işgaliydi.. istilasıydı.. Yetmiş yıl arayla.. Her iki istila olayın da’da aynı oyun oynanır, aynı olaylarla aynı sonuca varılır..  Azerbaycan Türkünün milli bağımsızlık tutkusuna, önce ermeni saldırganlığı ve kışkırtıcılığı ile karşılık verilir..sonra içteki yandaşların davetiyle Kızıl ordu Azerbaycan’a girer…

 

20 Ocak Şehitleri, 1918’de Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin istiklali uğrunda şehit olan  Türk ve Azerbaycanlı askerlerin defnedildiği ve isminin de “Şehitler Hıyabanı” olan şehitlik,  Sovyet Yönetimince 1924 yılında tahrip edilmiş ve şehitliğin yerine park yaparak “Şehitler Hıyabanı” ismide Kirov olarak  değiştirilmiştir.  Dağüstü parkı adı da söylenilen bu parka,  22 Ocak günü Azatlık meydanında yapılan ve milyonu aşan bir kitlenin katıldığı törenle şehitler  defnedildi ve şehitliğin ismi yeniden “Şehitler Hıyabanı” olarak değiştirildi. Bugün Türk Şehitliği de bu alan içersindedir..

           

Sayın dinleyiciler,

 

Sovyet lideri GORBAÇOV, çöken Sovyet ekonomisine destek bulmak kaygısıyla Batı hırıstiyan dünyasına hoş görünmek Ukrayna, Belorusya, Baltık ülkeleri ve Ermenistan’a Perestroyka, Glasnost ve Demokrasiya, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan gibi Türk ve Müslüman ülkelere ise tankla, topla, makinalı tüfekle mermi yağmuru, bir tarafa gül çiçek kokuları, sempatik hareketler sunmak, öbür tarafa kan barut kokusu ve ölüm kusan silahlar..

             

Azerbaycan, dış güçlerin baskı ve tazyiki altındayken, bizde ne oluyordu;

 

Azerbaycan’da yaşanan trajedinin ayak sesleri 1987’den gelmeye başlamıştı. O zaman ne Türk Hükümetinin nede dış politikalarımızı yürüten diplomatlarımızın Kafkasya’da ve Azerbaycan’da yaşanan olaylardan haberleri vardı. Azerbaycan’ın Karabağ bölgesine  karşı yapılan saldırılar Rusya’nın iç meselesi gibi algılanıyordu.

 

Dünya’da herkesin barış, dostluk ve özgürlük havarisi kesildiği bir dönemde Azerbaycan Türkü’nün kan denizinde boğulmak istenmesine sessiz kalınması, Batı’nın Sovyetlerden aldığı tavizlerin sonucudur.

 

Tiananmen meydanında ölen gençler için göz yaşlarına boğulan ve Çin hükümeti ile diplomatik ilişkilerini kısıtlayan ve bir dizi ekonomik yaptırım uygulayan ABD ile diğer batı ülkeleri sadece meşru haklarını koruyan ve korunmasını talep eden ve özgürlük taleplerini Baltık ülkeleri kadar ileri götürmeyen Azerbaycan Türklerinin Kan denizinde boğulmalarına sessiz kalmaları, ABD İle Sovyetlerin Malta’da yeni bir paylaşım planının sonucu olsa gerek.

 

Azerbaycan kan denizinde boğulurken dış İşleri Bakanı Mesut YILMAZ’ın Sovyet Büyükelçisi Çernişev ile bir buçuk saat süren görüşmesinin sonucunda üç satırlık yazılı açıklaması, Ankara’nın Azerbaycan’a karşı duyarsızlığın gösterirken, “Gelişmeler sizin iç işinizdir. Durumu üzüntü ile izliyoruz. Ancak, Azerbaycan Türklerini ezmeye ve kan dökmeye devam ederseniz sessiz kalmayız…” Gerçekten de Azerbaycan’daki olaylar sonrası Türk Kamuoyu seyirci kalmamış, Türkiye nin en ücra köşesinde bile Sovyetler protesto edilerek içte ve dışta  büyük bir kamu oyu oluşturulmuştu.İşte bu önemli hareketin ateşleyicisi ve yönlendiricisi bu dernek olduğu unutulmamalıdır. Bu vesileyle  o günleri yaşayan ve katkı sağlayan değerli üyelerimizi ve bugünde başımızda olan değerli genel başkanımız Cemil Ünal beyi huzurunuzda  sevgi ve saygı ile selamlıyorum. 

 

20 Ocak 1990’da Azatlık meydanında  Azerbaycan Türünün sesini kısma ve yok etme düşüncesi geri teper, Bağımsızlığa gidilen ve 70 Yıllık esareti bitirecek  adımlar atılır ve Ekim 1991 ‘de Azerbaycan’ın bağımsızlığı ilan edilir. Ancak değişen  bir şey olmaz. Yine  Yönetimde söz sahibi olan eski yöneticiler alışkanlıklarını devam ettirirler ve Azerbaycan’ı Rusya’dan ayrı tasavvur edemezler..

 

Azerbaycan Halk Cephesi Hareketi bir taraftan siyasi faaliyetlerini devam ettiriyor, diğer taraftan da toplumun manevi gücünü yükseltmek ve saldırıya uğrayan topraklarımızın korunmasına yönelik savaşan birlikler kurarak, ülke topraklarını uzun bir süre başarı ile müdafaa ettiler.. Bu birliklerde görev yapan iki bin civarında  gönüllü savaşçı şehit düşmüş yüzlercesi de yaralanmış,

 

Burada akla şu soru gelebilir.. Ordu yok muydu siviller cephede savaşıyor..Çarlık Rusya’sı İstilası dönemi ile Komünist Rusya’sının 70 yıllık istila döneminde Azerbaycan Türklerinin  planlı olarak askere alınmamaları ve Azerbaycan’ın kendi topraklarını koruyacak bir ordusunun bulunmaması handikap’ının yanı sıra en önemlisi Azerbaycan’ın Sovyet yanlısı yöneticilerinin Moskova’ya körü körüne bağlılıkları sonucu ortaya çıkan ihmalleri, öngörüsüzlükleri ve  ihanetleri Azerbaycan’ın kara günler yaşamasının en önemli nedenlerinden birisidir.

 

Bütün bunun sonucu olarak, Ermeniler hamileri Sovyet Kızıl Ordusunun her türlü teknik ve silah yardımının yanı sıra Askeri gücünün de  desteği ile Karabağı canları pahasına koruyan  as sayıdaki inançlı ve imanlı vatanseverin gücü yetersiz kalır ve

 

            1991’de Yukarı Karabağ İşgal edilir.

            1992 Şubatının 25-26’sında, Hocalı  tarihinde soykırım yapılır.

            1992 Mayıs’ında Şuşa ve Laçın,

            1993 Nisan’ında Kelbecer,

            1993 Temmuz’unda Akdam,

            1993 Ağustos’unda Cebrail, Fuzuli ve Kubatlı,

            1993 Ekim’inde ise Zengilan  işgal edilir ve Karabağ’ın tamamı  işgal edilir.

           

Bu savaşta Ermenistan 29 km2 olan arazisini peşkeş çekilen Zengezur’un 7500 km2’lik arazisi  ve 17000 Km2’lik Karabağ arazisinin işgali sonucu toprağını 53.00 bin km2 civarına çıkarır.. Yani saldırganlığı sonucu arazisini hep  genişler, ama nedense hep mağdur durumda olur..

 

Ermeniler Karabağ’ı işgal ederken hiçbir ciddi direnişle karşılaşmazlar.. Çünkü burada Ermenilere karşı direnen bir avuç vatansever ise Azerbaycan’da yaşanan iktidar oyunları sonucu dağıtılır..

Yani Vatan toprağı koltuğa feda edilir…

 

Azerbaycan Kültür Derneği, 23 yıl önce bugün Bakü’de yapılan katliam karşısında, 22 Ocak 1990 Pazartesi günü dönemin Başbakan  Akbulut’u ziyaret ederek,olaylar hakkında bilgi vermiş, Türk hükümetinin daha aktif bir politika izlemesini, Azerbaycana hertürlü yardımın yapılmasını ve katliamı protesto etmek ve Azerbaycan’a destek olmak maksadıyla ülke genelinde yapılacak mitingler ve gösterilere kolaylık sağlanması talebinde bulunmuştur.

 

Derneğimiz tarafından organize edilen miting ve gösterilerin yanı sıra yurdun dört bir yanında yapılan miting ve gösterilere konuşmacı olarak iştirak edilerek, Bakü katliamı hakkında geniş kitlelere bilgi aktarılmıştır.

 

Ayrıca, derneğimizin de içinde bulunduğu, Türk-İş, Hak İş, Esanaf ve Sanayi Odalarının yanı sıra sivil toplum Kuruluşlarının iştiraki ile oluşturulan Türk dünyası Dayanışma Konseyi her platformda yakın zamana kadar Azerbaycan Milli davasına önemli destek ve katkı vermiştir…

 

Sayın dinleyiciler,

Azerbaycan’ın işgal altındaki toprakları  ya savaşarak  yada barış yoluyla elbet bir gün geri alacağız.. aksi durum bu mukaddes topraklar uğrunda şehit düşen kahraman ecdadımızın aziz hatıralarına ihanet oluru..

            Azerbaycan’ın yeniden istiklaline kavuşmasının da yolunu açan 20 Ocak 1990’da  şehit olanların aziz  ruhları bugün Şehitler Hıyabanındaki mabetlerinden şeref ve şanla göğe yükselirken, gelecek nesillere şanlı bir destan bıraktılar..

            Dün Şehitler hıyabanı olan, bugün ise  Karbağ’da şehit düşen   askerlerimizin de defnedildiği şehitlik, şahitler bağına dönüşürken şehitlikte yatan Azerbaycan’ın Kahraman evlatlarının aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum.

 

 

Daha sonra söz alan danışma meclisi üyelerinden,

Mehmet Ali Sayıta, İbrahim Durak ve Abdülkerim doğru 20 Ocak olayları sırasında

Türkiye’de tespit ettikleri olumlu görüşleri dile getirdiler.

20 OCAK OLAYLARINI DEĞERLENDİRME TOPLANTISI

Sovyetler Birliği dağılma sürecinde, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de kanlı bir saldırı gerçekleştirirken,20 Ocak 1990’da Ermenileri korumak bahanesiyle bundan 23 yıl önce soğuk bir Ocak gecesi tanklarla girdikleri Bakü caddelerini makineli ateş altına aldılar.

 Bu olaylarla o güne kadar yaşanan 70 yıllık esaret son bulacak ve Azerbaycan Türkleri bu hareketle haklı bir şahlanışı gerçekleştirirken bağımsızlığa  giden yolu bulacaklardı.

Öyle de oldu, Azerbaycan halkına önder olan, Ebülfez ELÇİBEY bağımsızlığa giden yolda yuttaşlarına ışık tutan 28 Mayıs 1918 tarihli milli cumhuriyetin kurucusu Mehmet Emin RESULZADE'nin şiarıyla seslenirken;

 “Birkere yükselen bayrak bir daha inmaz” diyerek üç renkli bayrağı meydanlara taşıdı.

İçinde binlerce aydın vatansever insanın oluşturduğu kitleler ve bir sivil toplum kuruluş kimliğindeki HALK CEPHESİ ile Azatlık meydanın da bir milyona ulaşarak Rus emperyalizmine meydan okurken acı olaylarda yaşadı.

23 yıl önce gerçekleşen olaylarda canlarını veren 143 karanfil bugün şehitler hıyabanında şeref ve şanla göye yükselirken, gelecek nesillere şanlı bir destan bıraktılar.

“20 Ocak Katliamı” ya da “Yanvar Katliamı” olarak anılıyor.Sesimizi her yere duyurmalıyız.Türksen bunları bilmek zorundasın.Bu TÜRK'e karşı yapılan katliamdır

Bu süreçte kapalı bir dünya olan Sovyetler Birliği 'nin yaptırıölarını kamu oyuna paylaşarak, Türkiye'deki sendika üst kuruluşları, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile Bakü'deki olayları protesto etmek ve Türk hükümet yetkilileriyle görüşmeler yaparak bir an evvel Azerbaycan'daki duruma müdahale ve insani yardımlar edilmesi yolunda önemli görevler üstlenen derneğimiz, 20 0cak 1990 tarihindeki olayları ve Azerbaycan Türklerinin bağımsızlığa giden yolu yadetmek üzere "19 Ocak 2013 Cumartesi günü saat 13.00'de, Azerbaycan Kültür Derneğinde düzenlenecek toplantıya Azerbaycan ve Türk Dünyası sevdalılarını davet eder. Saygılarımızla.

 

YENİ YIL MESAJI

Yeni bir yıla girerken başta ailelerimiz ve ülkemiz insanlarının mutlulukları, birlik ve beraberlik içinde olma dileği ile, dünya Azerbaycanlıları için bir mit olan “31 ARALIK HEMREYLİK” Dayanışma Günlerini ve Türlerk dünyasının yeni yılını kutlarken huzur, sağlık ve başarılar getirmesini dileriz.

Saygılarımızla.

AZERBAYCAN KÜLTÜR DERNEĞİ

MERKEZ YÖNETİM KUTULU



İSA GAMBER DERNEĞİMİZİ ZİYARET ETTİ

 MHP Kurultayına Katılmak üzere 3 Kasım 2012 tarihinde Ankara'ya gelen  Musavat Partisi Genel Başkanı İsa Gamber ve musavat gazetesi başyazarı Rauf ARİFOĞLU aynı gün derneğimizi ziyaret ederek Genel Başkanımız Cemeil ÜNAL ve yönetim kurulu ile görüştüler. 

Resimde sol baştan, Selçuk ÖNAL,Rauf ARİFOĞLU,iSA GAMBER, Genel Başkanımız Cemil ÜNAL ve ( ayakta) Necati OKUT
.
1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta