"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


Mehmet Emin Resulzade'nin 28 Mayıs 1953'te, Dünyaya ve Azerbaycanlı Vatandaşlarına Seslenişi.

Mehmet Emin Resulzade'nin 28 Mayıs 1953'te, Amerika’nın Sesi Radyosu aracılığıyla Dünyaya ve Azerbaycanlı vatandaşlarına seslenişi.

“ 28 Mayıs 1918  güneşi,
 baskı ve zulüm altında inleyen
 aziz vatanımın üstüne
 bir gün yeniden doğacaktır
 buna kesinlikle inanmalıyız”

Aziz Vatandaşlarım,
Amerika’nın Sesi Radyosu’nun bize verdiği imkanla, Azerbaycan tarihinin önemli bir günü olan 28 Mayıs’ta sizlere hitap ediyorum.
Yüz yıl süren Rus Çarlık esaretinden sonra, bundan otuz beş yıl önce Azerbaycan Milli Şurası Azerbaycan Cumhuriyeti’nin  istiklalini bütün dünyaya ilan etmişti.
O tarihten önce, millet olarak varlığını ispat eden Azerbaycan halkı,  kurduğu milli devletin istiklali, parlamentoda  bütün mevcudiyetiyle ortaya koyulmuştur.
 Medeni  bir geçmişe sahip olan vatan ve milletimiz siyaset sahnesinde çok büyük  ve önemli işler başarmıştır. Azerbaycan’ın istiklali uğrunda yapılan en kanlı savaşlardan birisi, 19. asrın başlarında, Cevat Han’ın  1904’te Gence’ de ki şanlı mücadelesidir. “Ölmek var, dönmek yok” ilkesi istiklal uğruna mücadele edenlerin destanı ve şiarı olmuştur.
Azerbaycan’ın 28 Mayıs 1918’de, istiklalini ilan etmesiyle kendi tarihinin tabii sürecini fikirden fiiliyata geçirdiği şanlı bir sayfadır.
Bunu yaparken çağdaş dünyada cereyan eden olayları da değerlendirmekten geri kalınmamıştır.
Her milletin kendi geleceği konusunda söz sahibi olduğu gibi, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti de ilkelerini millet iradesiyle belirlemeyi bir ideal olarak kabul etmişti.
İstiklalin elde edilmesiyle kurulan Milli Azerbaycan Hükümeti, az zamanda çok ve büyük işler başarmıştır.
Çarlık döneminde devlet yönetimine alınmayan Azerbaycanlılardan, ordu ve kolluk kuvvetleri teşkil ettirilmiş, sosyal alanda önemli işler yapılmıştır.
Toprak reformu yaratılarak topraksız köylülere toprak tahsis edilmiş, işçi hakları ilk defa olarak güvence altına alınmıştır.
 Eğitime öncelikle önem verilirken, Türkçenin resmi dil olarak ilan edilmesi sağlanmıştır. Orta ve yüksek okullar açılmış, batı standartlarında halk temsilcileri teşekkül edilirken, hakimiyet kayıtsız ve şartsız milli meclise bırakılmıştır.
Parlamentodan güven almayan hükümetlerin görev yapamadığı bunun en önemli bir göstergesi olurken, ülkede tam bir özgürlük yaratılmaya çalışılmıştır.
Devletin sağladığı güven ortamında terör ve huzursuzluk son bulmuş, bu gün Sovyet yönetiminde olduğu gibi terör ve güvensizlik gibi tehlikelerden söz edilemez  bir ortam yaratılmıştır.
  Dış dünya ile her türlü bağlantı sağlanırken, sınır kapıları Sovyetlerin yarattığı gibi kapalı olmayıp, vatandaşların temel hakkı olan seyahat hürriyeti olduğu gibi gelenlere de Azerbaycan’ın kapıları sonuna kadar açık bırakılmıştır.
Komşu ülkeler ile dostluk ilişkileri yaratılırken, ticari ilişkiler en iyi seviyeye çıkarılmış, bütün bunların neticesinde, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti Avrupa devletleri ve ABD’ gibi dünya devletleri tarafından tanınmıştır.
Özellikle,Türkiye ile İran arasında bir dizi dostluk ve kardeşlik anlaşmaları imzalanmıştır.
12 Ocak 1920 tarihi Azerbaycan Cumhuriyeti’nin tanınması yönüyle önemli bir tarih  olup, Azerbaycan halkı bu günü önemli bir gün, bir bayram olarak benimsemiştir.
Bu günden itibaren, Azerbaycan davası, Rusya’nın bir meselesi olmaktan çıkmış, milletler arası bir mesele olmuştur.
Medeni tarihimizin şanlı fikir adamları tarafından alkışlandığı hürriyet ve istiklal fikri ülkemizde yerleşirken, dünya milletleri bu gelişmeleri takdirle karşılamaktan geri kalmamıştır.
Yüz yıldan buyana üzerimize çöken baskıcı ve istilacı anlayış  son bulmuş, Azerbaycan halkı hür ve müstakil olmanın gururunu yaşarken, ne yazık ki, 27 Nisan 1920’de  baskıcı Çarlık yönetimlerinin yerini bu defa  daha zalim olan Bolşevik istilası almıştır.
Genç cumhuriyetimiz ve istiklalimiz, kızıl istilacıların ayakları altında ezilmiştir. Karşı koymaların bedeli katliam ve sürgün olmuştur.
Ne yazık ki;bundan bir ay önce yani 28 Nisan’da Sovyet propagandacıları tarafından yürütülen istila hareketleri Azerbaycan halkına başka bir hürriyet ve istiklal gibi takdim edilmiştir.
 Sözde, dünyanın en demokrat ve hür rejimi gibi anlatılan Sovyet rejimi,  emperyalizmden  başkası değildir.
Bunu mukayese etmeye imkan dahi olamazdı. İstiklalimizi elimizden alan  bu saldırganların vaatleri gerçekse bizim hürriyetimiz nerededir? Bu gelişmelere kim dur diyebilecekti?
Hürriyet çığırtkanları bunu nasıl açıklayabilirler. ?
Onlar masum Azerbaycan halkı üstüne yarasalar gibi saldırdılar.
Çünkü güneşten korktular.
Azerbaycan ve diğer Kafkas Cumhuriyetleri  gerçek  hürriyet ve istiklali, 28 Mayıs 1918’de tatmıştı,1920’de ise bu istiklal Kızıl Rus ordularının istilasıyla son buldu.
Zaman, zaman dramatik şekiller alan bu mücadele içinde sahte komünist  rejimine düşen bazı cemiyetler dahi  gerçeği anlayarak milliyetçi ve vatansever cepheyi seçtikleri görülmüştür.
Bu istila üzerine yabancı ülkelere giden Kafkasya muhacirleri, haklı oldukları milli istiklal davasını tüm uygar dünya kamuoyuna anlatmaktan geri kalmadılar. Bu kutsal vazifeyi ifa edenlerin düştüğü zorluklar bugün had safhadadır.
Şurasını belirtmek gerekir ki; Komünist rejime düşenlerin hak ve hukuklarını anlatmak hiçte çetin olmamıştır.
Çok şükür ki, olaylar ve gelişmeler bizim haklı davamıza yardımcı olmaktadır.
 Dünya Sovyet gerçeğini görmektedir. Otuz üç yıldan buyana süren mücadeleyi tüm dünya görmektedir. Bilinmektedir ki, hürriyet ve insan haklarını inkar eden komünistler işgalci ve kan dökücü hareketlerini sürdürdükçe dünya huzur bulmayacaktır.
Hürriyet ve istiklal evrensel bir anlayıştır.
Dünya üzerinde esir  bir millet kaldıkça barış ve huzurdan söz edilemez. 1918 Mayıs’ının temelini teşkil eden hürriyet ve istiklal fikri Kafkasya halkları içinde önemli bir hareketin başlangıcı olmuştur.
 Rusya’dan ayrı olmanın bir irtica, başkalarından ayrı olmanın bir inkılap olduğunu söyleyen Sovyet diktatörü Stalin bu gün yoktur, ancak onun iki yüzlü sistemi yaşamaktadır.
 Bu insanlık dışı sistem uygar milletler tarafından gün geçtikçe anlaşılacaktır.
 Hakikat bir gün mutlaka etkili ışıklarıyla aydınlığı saçacaktır. Birleşmiş Milletler prensipleriyle ayakta duran insan hakları gibi kavramlar mutlak bir gün galip gelecektir.
Dünya bu sorunları bugün daha iyi görebilmektedir.
 Sovyet baskısı altında inleyen aziz vatanım bir 28 Mayıs’ta yine layık olduğu ışığa kavuşacaktır, buna kesinlikle inanmaktayım.
Üç renkli istiklal bayrağını, vatanlarından ayrı yerlerde göğüslerinde gururla gezdirenler, orada her türlü korku ve tehdit altında kalpleri istiklal aşkıyla çarpanlar, sizlere candan selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
28 Mayıs istiklal şehitlerini aziz ruhları önünde tazimle eğilirken, her iki tarafı birleştiren milli büyük hasreti şairin dediği gibi ifade etmek isterim.

“Sen bizimsin, bizimsin durdukça bedende can, aşa yaşa, çok yaşa, ey şanlı Azerbaycan.”
 

Milli Azerbaycan Cumhuriyeti 92.Yaşında

28 Mayıs 1918 tarihinde Mehmet Emin Resulzade önderliğinde kurulan Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin kuruluşunun 92. yılı Azerbaycan Kültür Derneği yöneticileri tarafından Cebeci Asri mezarlıktaki Mehmet Emin  Resulzade’nin anıt mezarına çiçek koyulması ve saygı duruşu ile başladı.

Törende konuşan Genel Sekreter Tuncer KIRHAN, yaptığı konuşmada şunları vurguladı;
 “ Bundan 92 yıl önce yani 28 Mayıs 1918 tarihinde milli ve demokratik bir Cumhuriyet’ten  söz ederken o günün coğrafyasına ve toplumsal yaşamına bakmanın doğru olacağının düşünmek gerekir.
28 Mayıs Azerbaycan tarihinde önemli tarihi bir mittir. Azerbaycan tarihine bakıldığında, M.Ö. 3000 yıllarına kadar giden bir medeniyet beşiği olan topraklarda; Sümerler, Kuttiler, Kimmerler,Urartular,İskitler, Midyalılar, Fars Ehemiler,Araplar,Hazarlar, Aras boylarında Hun Türkleri, Sasaniler, Albanlar, Hurramiler ve Osmanlılara ait medeniyet izleri arasından uzun süreli  hanlıklar  dönemine kadar yapılan tetkiklerde bir ilki,Azerbaycan ismini 28 Mayıs 1918 tarihinde görürüz.
Azerbaycan ismi tarih sahnesine çıkarken üzerinde yaşayan milletinde kimliği olacaktır. Demek oluyor ki,Azerbaycan isminin  devlet adı olarak geçmesi 92  yıl önce bugün, yani 28 Mayıs 1918 de olmuştur.
Bir başka ve belki de en önemli mit, devletin adında “milli ve demokratik” ibaresinin bulunmasıdır. 92 yıl önce etrafında sadece imparatorluklar gibi monarşik yapıların geleneksel olarak yaşadığı bir ortamda, özellikle temelinde İslam olan bir  doğu toplumunda ilk defa görülebilen ve devletin  simgesi olan bayrağında bunu en iyi şekilde işleyen milli demokratik bir cumhuriyet yapılanmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 29 Ekim nasıl bir mit ise, Azerbaycan tarihinde de 28 Mayıs önemle yaşatılması gereken bir tarihtir. 28 Mayıs’ta sadece bir parlamento altında devlet kurulmamış, edebiyatı, dili ve kültürü ile bir millet şuuru ve kimliği yaratılmıştır. İnsan hakları denilen ve içinde kadınlara hangi inanç ve etnik yapısına olmasına bakılmadan  seçme ve seçilme hakkının tanımasıyla da önemli bir tarihtir.
28 Mayıs aynı zamanda bir milletin ses bayrağı olan dili önemseyerek, kuruluşunun ikinci ayında anayasasına koyduğu “Devletin resmi dili Türkçe’dir” ifadesiyle de bir mit yaratmıştır. Bu yönüyle de yapılanların bir devrim niteliği taşıdığı görülmektedir.
Ne yazık ki, 21 aylık bağımsızlık rüyası önce Azerbaycan’ı, daha sonra Doğu Avrupa’yı da içine alacak bir Bolşevik  istilasına uğrayarak insanlığı yetmiş yıllık bir esarete mahkum eder.

Sovyetler birliğinin yıkılmasından sonra yeniden kazanılan hürriyet ve istiklal ile  kazanılan ve bu gün yaşayan ne varsa, 28 Mayıs 1918 tarihli mücadelenin eseridir.
92 yıl önce “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” diyerek bir mit yaratan, Mehmet Emin Resulzade ve arkadaşlarını minnet ve şükranla anıyoruz.”

22 Mayıs 2006 Tarihinde Güney Azerbaycan

22 MAYIS 2006 TARİHİNDE  GÜNEY AZERBAYCAN’DA YAŞANAN ULUSAL AYAKLANMALARIN YIL DÖNÜMÜ NEDENİYLE, TÜRKİYE’DE YAŞAYAN  GÜNEY AZERBAYCANLI GENÇLER, AZERBAYCAN- KIRIM İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NİN HİMAYESİNDE YASAL BİR GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ YAPTILAR. YÜZLERCE GENÇ ATTIKLARI SLOGANLARDAN SONRA İRAN SEFARETİNE;
“İRAN’DA YAŞAYAN  TÜRKLER’E YAPILAN BASKILARA SON”  YAZILI SİYAH ÇELENK BIRAKTILAR.
Protesto yürüyüşünden sonra yapılan basın açıklaması metni:

Değerli Basın Mensupları sevgili Ankaralılar;
Güney Azerbaycan, İran’ın kuzeybatısında Türklerin yaşadığı bir coğrafyadır. İran’da yaklaşık 35 milyondan fazla Türk (Azerbaycan Türküleri, Kaşgaylar, Türkmenler, Haleçler) yaşamaktadır. İran nüfusunun yarıdan fazlasını oluşturan Türkler, en ilkel insanı hakları olan kendi dillerinde eğitim almaktan yoksundurlar. Bunun yanı sıra güney Azerbaycan Türklerinin dilleri ve kültürleri, İran’da resmi kurumlar tarafından hakarete tabi tutulmakta ve aşağılanmaktadır. Asimilasyon politikalarının bir parçası olan İran’daki Güney Azerbaycan Türklerini aşağılamanın en belirgin örneği 2006 Mayıs ayında İran Cumhurbaşkanlığına bağlı olan İran gazetesinde Türkler hamam böceğine benzetilmiştir. Bu aşağılamaya karşı Güney Azerbaycan şehirlerinde geniş çaplı medeni itiraz mitingleri başlatılmıştır. İran hükümeti bu itirazları sert bir şekilde bastırmış onlarca kişiyi öldürmüş, yüzlerce kişiyi yaralamış ve binlercesini de gözaltına almıştır. Hatta kadın ve çocuk demeden gözaltına alınanların bir çoğu işkenceye maruz kalmış ve bazıları uzun süreli hapislere mahkum edilmiştir. İran gazetesi ise bir süre yayımı yasaklanırken daha sonra aynı yönetimi ile yayımlanmıştır.

May 2006 tarihinden itibaren Güney Azerbaycan Türklerine karşı baskılar artmaya başlamıştır. O tarihten bu tarafa yüzlerce Azerbaycan türkü değişik bahanelerle tutuklanmış ve uzun süreli hapislere mahkum edilmişlerdir.
Üniversitelerde faaliyet gösteren Türk dernekleri ve dergiler kapatılmış ve yöneticileri de baskılara maruz kalmıştır.
Güney Azerbaycan bölgesinde ekonomik ve siyasi şartlar bilinçli şekilde ağırlaştırılmakta, ekonomik ayrımcılık politikası yürütülmektedir. Bunun sonucu olarak insanlarımız göçe tahrik ve mecbur edilmektedirler.

İran’da Türkleri aşağılama kültürü hem İran hükümeti tarafından hem de Farslar tarafından benimsenen bir gelenek haline gelmiştir. Son olarak Güney Azerbaycan Türklerinin Futbol takımı olan Traktör ile Kirman (Fars) takimi maçında binlerce Fars “Türk-i Her yani Eşek Türk” sloganı ile milletimizi aşağılamaya devam etmişler..

Biz Türkiye’de Yaşayan Azerbaycan Türkleri Olarak;

1- İran’da Güney Azerbaycan Türklerine karşı yürütülen asimilasyon ve aşağılama politikalarına son verilmesini,
2- Güney Azerbaycan Türklerine karşı baskıların ortadan kalkmasını,
3- Güney Azerbaycan Türklerinin kendi dilleri olan Türkçede eğitim almasını,
4- Güney Azerbaycan Türklerinin sivil toplum faaliyet etmelerine engel olunmamasını,
5- Güney Azerbaycan coğrafi adları ve demografinin değiştirilmemesini,
6- Hapiste olan Güney Azerbaycanlı Türklerinin kayıtsız-şartsız serbest bırakılmasını,
7- İran rejiminin Güney Azerbaycan arazisinden uyuşturucu transiti için istifade etmesine ve Güney Azerbaycan gençleri arasında uyuşturucuyu yaymaya çalışmasına,
8- Üniversitelerde Azerbaycan Türk öğrencilerinin eğitimlerinin engellenmesine,
9- Güney Azerbaycan tarihi yapıtlarının dağıtılmamasına,
10- Güney Azerbaycan’ın doğal kaynaklarının yıpratılmasına, özellikle Urmu gölünün bilinçli şekilde kurutulmasına ve Marağa’da kimyasal atıkların nehre akıtılması sonucu çevrenin yok olmasına son verilmesini talep ediyoruz.

Saygılarımızla kamuoyuna duyurulur.

Azerbaycan'ın 27 Nisan 1920 tarihinde ki işgali 90. yılında telin edildi.

Mehmet Emin RESULZADE’nin, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” şiarıyla kurduğu 28 Mayıs 1918 tarihli Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin 27 Nisan 1920’de Sovyet Kızıl Ordusu tarafından işgal edilmesi, doksanıncı yıl dönümünde Azerbaycan Kültür derneği Merkez Yönetim Kurulu tarafından telin edilirken, milletin istiklali uğruna  can veren şehitler saygı ile anıldı.
"24 Nisan ve Sözde Ermeni soykırım Yalanı" konulu panel büyük katılımla gerçekleşti.

Toplantıya konuşmacı olarak katılan Azerbaycan Parlamentosu Milletvekili Nesip Nesipli, tarih profesörü Almaz Aligızı, Prof. Dr. Aygün Attar  Haşimova, Prof Dr. Özcan Yeniçeri ve toplantıyı yöneten Bak-Türk Federasyonu başkan Vekili  ve Azerbaycan Kültür Derneği Genel Başkanı Cemil Ünal'ın konuşmaları izleyenler tarafından sık sık alkışlarla kesildi.

Dörtyüzden fazla izleyicinin katılımıyla gerçekleşen paneldeki konuşmalarda, Tarihi süreç, konjonktürel bir yaklaşımla ele alınırken "Ermenilerin  Türkiye ve  Azerbaycan'da Türk insanına yaptığı katliam ve gerçekleri örtme yerine, İstanbul'daki  sokaklarda ağlayanların sadece utanmaları gerekir" denildi. Ayrıca toplantıda söylenenlerin ortak noktası olarak gözlenen, bundan böyle savunma politikaları yerine güçlü ve gerçekçi politikaların üretilmesi gerekliliği üzerinde duruldu.

1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta