"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


Mehmet EMİN RESULZADE ÖLÜMÜNÜN 55. YILINDA KABRİ BAŞINDA ANILDI.

6 Mart 1955 tarihinde vefat eden ve toprağa verildiği Cebeci Mezarlığındaki mütavazı kabri, Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin kuruluşunun 90. yılı olan 28 Mayıs 2008’de derneğimiz tarafından, onun tarihi şahsiyetine layık bir anlam ve düşünce ile tasarlanarak  restore edilmişti.
Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti yetkilerinin katıldığı görkemli bir merasimle ziyarete açılan Mehmet Emin Resulzade bir kere daha ölümsüzleştirilmiştir.

Bu gün 6 Mart 2010’da,her yıl olduğu gibi onu ebediyete yolcu etmenin elli beşinci yılında, onun bıraktığı ilke ve ideallere bağlılıklarını yinelemek için kabri başında toplanan Azerbaycan Kültür Derneği yönetim kurulu ve üyeleri, sevenleri ve Ankara’da öğrenim gören üniversite öğrencileri onu  bir kere daha saygı ile andılar.

6 Mart 1955 yılında yaşama veda eden, Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin kurucusu büyük düşünce ve devlet adamı Mehmet Emin Resulzade, 70 yıllık ömrünü milletinin bağımsızlığı uğruna verdiği mücadele ile taçlandırarak Türk Dünyasında bir ilki başarmış insandır.
O’28 Mayıs 1918 tarihinde kurduğu cumhuriyeti tanımlarken şöyle demektedir.

“Cumhuriyetimiz milli, demokratik, devletçilik zemininde medeni ve kendi geleceğini tayinde çağdaşlığı esas almıştır. Bu noktadan bakıldığında kuruluş şekliyle tarihte ki ilk Türk Cumhuriyeti’dir”

Doksan iki yıl önce, Avrupa’da dahi çok az ülkede var olan insan hakları gibi evrensel bir konu, Mehmet Emin Resulzade’nin erdemli cumhuriyetinde vücut bularak, Asya özellikle Müslüman ülkeleri için öncü ve örnek olarak  bayraklaşırken, Mehmet Emin Resulzade, fikirleri ve ilkeleriyle   tarihteki  önemli yerini almıştır.
Mehmet Emin Resulzade yaşamı boyunca bu mücadele adamı olmuştur. 1905’te Çarlığa karşı kurulan gizli cemiyette o vardır. 1917’de Musavat Partisi’nin, 1918’de Seym adlı mecliste Azerbaycan grubunun başında iken, aynı yıl kurulan cumhuriyette  Milli Şura’nın başkanıdır.   1920’de Kızıl ordunun işgaline uğrayan genç cumhuriyetin aydınlık lideri olarak muhacerette geçen yıllarından ölümüne kadar vefalı bir davanın liderliğini omuzlarında taşımıştır. Bu saydığımız görevleri sırasındaki başarıları ve ortaya koyduğu ilkelerle bayraklaşırken, gelecek nesiller için örnek bir lider ve insan profili bırakmıştır.
Hayatı boyunca idealleriyle yaşamış bir insan olarak gelecek nesillere bıraktığı fikir ve idealler onun yaşamından sonra da hayat bularak sonsuza kadar yürüyecektir.

Hocalı Katliamı Toplantısı - 27 Şubat 2010

Hocalı Katliamı 27 Şubat 2010 Cumartesi günü derneğimizde yapılan geniş katılımlı toplantıda değerlendirildi. Toplantıya Azerbaycan Milletvekili ve Eski Başbakan Penah Hüseyin’de konuk olarak katıldı. Genel Başkan Cemil Ünal’ın18 yıl öncesi ve konjonktürü içeren açış konuşmasından sonra, yönetim kurulu üyesi Selçuk Önal ve Penah Hüseyin birer konuşma yaptılar. Bu konuşma metinleri aşağıdadır.

Bugün Azerbaycan’ın tarihinde önemli bir yeri olan 26 Şubat 1992 de Hocalı da yapılan  katliam üzerinden 18. yıl geçmiştir.

Bu katliam, daha doğrusu soykırımda canlarını veren şehitleri huzurunuzda rahmet ve saygı ile anıyorum.

Dağlık Karabağ Bölgesinde ki Hocalı’da, 25 Şubatı 26’ya  bağlayan gece, Rus güdümlü Ermeni güçleri tarafından, korumasız, silahsız, yaşlı, kadın, çocuk ve masum  insanlara karşı  asrın en büyük facialarından biri olarak tanımlanan bir katliam yaşandığını hepimiz bilmekteyiz.
Hocalı yerleşim bölgesi, Stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam- Şuşa-Askeran- Hankendi yollarının  üzerinde, bölgenin tek hava ulaşımının yapıldığı çok stratejik bir bölgede bulunduğu için Ermeni güçlerinin öncelikli hedefiydi.
Ermeniler,1988 Yılından itibaren Azerbaycan Türklerine karşı başlattıkları saldırılar sonucunda, 1991’de,  Hocalı civarındaki Türk’lerin yaşadığı yerleşim bölgelerini  işgal ederken, Hocalı’yı tamamen kuşatma altına almıştır, 30 Ekim’den itibaren de Hocalı’ ya   kara yoluyla ulaşım  kesilmiş, tek ulaşım yolunun helikopterle havadan  olmasıdır.
20 Kasım 1991’de Hocavent semalarında Ermeniler tarafından vurulan helikopterde Azerbaycan resmi görevlilerinin yanı sıra Rus ve Kazak gözlemciler dahil 20 kişinin ölümüyle, Hocalı ile hava ulaşımı da kesilmiştir. İşgalden önce Hocalı devamlı olarak bombalanmış, kış şartlarına rağmen elektrik ve doğal gazı  verilmemiştir.
Ermeni teröristler,  Rusya’nın Bölgede ki en güçlü  askeri birliği  366. Alayının da desteğini alarak, yukarıda ifade ettiğim 26 Şubat tarihinde Hocalı yerleşim bölgesine yaptığı saldırı sonucu, 83 çocuk, 106 kadın, 70’den fazla yaşlı olmak üzere toplam 613 masum ve savunmasız  İnsan vahşice öldürülmüş, 487 kişi ağır yaralanmış, 1275 kişi rehin alınmış, 150 kişi ise kaybolmuştur. Hocalı katliamından bin bir zorlukla canını kurtarabilenler, bu olayın tahribatından  ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.970 kilometre kare  alanda,13.000 bin kadar insanın yaşadığı Hocalı 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba adeta yok edilmiştir.
Ne  yazık ki,savunmasız durumda ki Hocalı’ya kimse yardım elini uzatmadı. Hatta uzun süre Şehitlerin cesetlerinin alınması bile mümkün olmadı. Hocalı’da yaşananlar Bölgede yaşayan sivil halka karşı  da bir mesajdı. Bu mesaj Azerbaycan Türkleri için çok ağır bir mesaj oldu ve Karabağ’da yaşayan sivil halkın üzerinde çok olumsuz bir tesir gösterdi.

Hocalı da yaşanan katliamın dehşetini yaşayanların anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadılar. Fakat katliam sonrası Hocalı’ya girdiklerinde ise görgü tanıklarının olayı hiç abartmadan anlatılarını kısa sürede anladılar.

Hocalı da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet’in gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu şöyle anlatıyordu; “Pek çok savaş hikayesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim. Ama Hocalı’daki vahşete umarım kimse tanık olmaz”. Peki,  26 Şubat 1992’de Hocalı’da yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti? Tabiî ki, Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan ve aynı zamanda Azerbaycan vatandaşı olan Robert Koçaryan.

Şimdi tarihe dönüp baktığımızda, İki yüz yıla yakın bir zaman diliminde, Ermenilerin  Rusya destekli “Büyük Ermenistan” kurma hayalleri, sonucu Azerbaycan Türklerine ve topraklarına karşı, Rusların yanında Ruslarla birlikte hareket ettikleri görülecektir.
Rusların 19. Yüzyılda Kafkasya’da yürüttüğü emperyalist siyaset, 1. Petro zamanında  hazırlanan ve 2. Katerina döneminde gerçekleştirilen, Azerbaycan Türklerinin ve Kafkaslar da yaşayan diğer milletleri asimile ederek topraklarını ele geçirme dönemidir.
-1804 Yılının Aralık ayında  Gence Hanlığı Rus işgali ile  elden çıktı, sonucunda Türklere karşı yapılan  baskı, zulüm ve soykırım,
-1805 yılının Mayıs ayında Karabağ  elimizden çıkarak Rus işgali altına girdi.
-Azerbaycan Hanlıklarına karşı devamlı saldırı içinde bulunan İran, tek başına Azerbaycan  Hanlıkları ile baş edemeyince Ruslardan destek alıyordu. Ancak Rus - İran yakınlaşması uzun sürmedi. 1804 yılında bu iki devlet savaşı başladı. Bu savaşta Azerbaycan arada kalarak hep zarar gördü.
1813 yılında imzalanan “Gülüstan” , 1828 Yılında imzalanan “Türkmençay” anlaşmaları ile Arsın kuzeyi Rusların, Güneyi ise İran’ın hakimiyeti altına girdi. Bugün İran’da Güney Azerbaycan Türkleri de akıl almaz baskı ve zülüm içersinde yaşamaktadırlar.
 1819 Yılında Şeki Hanlığı, 1820 yılında Şirvan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildi.  1823 yılında Rus  hükümeti tarafından Karabağ eyaletinin Tasviri adında yayınlanan bir bildirgede, Karabağ da yaşayan 18.563 aile bulunduğu, bu ailelerden 1559  tanesinin yani %8.4 lük kısmının Ablan Melikliğinin devamcısı olduğu belirtilmiştir. Şunu kabul etmek gerekir ki,tarihin hiçbir döneminde Karabağ da Ermeniler çoğunluk olmamış, maalesef bugün Karbağ’ın tamamı, fazlasıyla Ermenistan işgali altında.
Bu günkü Ermenistan İravan Türk Hanlığı toprakları üzerinde kurulmuştur. Erivan aslında bir Türk şehridir. Anadolu ve  İran’dan göç eden Ermeniler, Çarlık Rusya’sının desteği ile Azerbaycan topraklarına yerleştirildiler. Bu bölgede yaşayan Türkler her türlü baskı ve zulme maruz kalarak, göç  etmeye mecbur edildiler.
Azerbaycan Topraklarının Kuzeyinde yaşayan hanlıkların Ruslar tarafından işgali, Azerbaycan Türklerinde Milli Şuurun gelişmesi  yolunda katkı sağlamış, Çarlık Rusya’sının yıkılması sonucunda da, Mehmet Emin RESULZADE, önderliğinde,  28 Mayıs 1918’de  Azerbaycan Milli Cumhuriyeti kurulmuştur. Milli Cumhuriyetin de karşısındaki  en büyük problem yine Ermeni Rus ortaklığı ile yapılan saldırılardı.
Ermeniler, Rusların da desteği ile 31 Mart 1918’de Bakü’de, otuz bin  Azerbaycan  Türk’ünün katledilmesinin baş aktörüydü.
Azerbaycan Türkleri son iki yüz yıllık süreçte hep zülüm görmüş, ata baba topraklarından sürülmüş, katliamlara ve baskılara maruz kalmıştır.  Ermenilerin toprak talebi ve Azerbaycan topraklarına karşı tecavüzcü tavırları hiç eksilmeden devam etmiştir.

27 Nisan 1920’de, 11 Kızıl Rus Ordusunun Milli Azerbaycan Cumhuriyetini işgali ile sonuçlanan süreçte, binlerle ifade edilen ölüm, sürgün ve katliam,Azerbaycan’ın,Rus’lar tarafından işgali sonucu kurulan Azerbaycan Sovyet Cumhuriyeti, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü koruyamamış, Azerbaycan’la Nahçivan arasındaki Zengezur bölgesi Ermenistan’a verilerek, burada yaşayan Türkleri zorla göçe tabi tutulmuş ve Azerbaycan’a kara yoluyla ulaşım yolu kesilmiştir.
SSCB döneminde Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 1948-53 yıllarında büyük göçe tabi tutularak, yüz binlerce Türk, tarihi topraklarından etnik temizliğe ve tehcire tabi tutulmuşlardır. Bu tehcir sonucu katledilen, tehcir ve sürgüne tabi tutulan Azerbaycan Türklerini bu gün kim hatırlamaktadır?  Öldürülen, katledilen, tehcire tabi tutulan Türkler, Suçlanan da Türkler.
7 Aralık 1988 yılında Ermenistan da yaşanan depremi, Ermeniler dışarıdan silah ve mühimmat desteği almaları yönünde adeta fırsata dönüştürmüşlerdir.
 1988 yılında çatışmaya dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra dağlık Karabağ ‘ın  dışına  taşmış, Ermenilerin Rusların da desteği ile Azerbaycan’ın içlerine kadar sokulmalarına imkan sağlamıştır.

Değerli dinleyenler,
Bildiğiniz gibi 20 Ocak 1990’da, Ruslar  Bakü’ye tanklarla girerek  katliam yaptılar. Bu katliam Azerbaycan Türkleri için adeta kara günlerinde  başlangıcı oldu.
Ermenistan silahlı güçleri, Rusların desteğini alarak, 1988 yılından  itibaren,Azerbaycan’a ait başta Dağlık Karabağ Bölgesinde ki yerleşim yerlerine, gerekse Karabağ’ın tamamına karşı başlattığı saldırılar sonucu maalesef aşağıdaki sonuçlar ortaya çıkmıştır.
“26 Şubat 1992 de Hocalı’nın, 970 kilometre kare toprağı işgal edilerek, 13.000 civarında nüfus,8-9 Mayıs 1992, Şuşa’nın işgali,18 Mayıs 1992, Laçin işgali,2 Ekim 1992, Hocavend’in işgali,29 Aralık 1993 Zengilan, 2 Nisan 1993 Kelbecer,23 Temmuz 1993 Ağdam , 23 Ağustos 1993 Cebrail,23 ağustos 1993 Fuzuli,31 Ağustos 1993  Kubatlı,7 Temmuz 1993  Akdere olmak üzere Karabağ’da yaşayan 629.000 bin civarında  Azerbaycan Türkü topraklarını terk etmiştir.Bu savaşta, Azerbaycan topraklarının %20’den fazlasını kaybetti, 40 bin civarında insanın öldüğü çatışma ve katliamda Karabağ’ın tamamını  kaybetti.
Ermeniler tarafından işgal edilen Ağdam, Laçın, Kelbecer, fizuli, Cebrayıl,  Zengilan ve Gubatlı’daki, tarihi varlığımız  yok edilmiş, müzeler yağmalanmış, Kütüphaneler yakılmış, Mimari ve tarihi alanları yakılıp, yıkılarak bu bölgelerdeki Türk izleri silinmiştir.
Bugün Azerbaycan’da tarihi yurt ve yuvalarından sürgün edilmiş bir milyon civarında Azerbaycan Türk’ü göçmen durumundadır. Demek oluyor ki, 8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da her 8 kişiden birisi göçmen durumundadır. Bu yönüyle de Azerbaycan nüfusuna oranla dünyanın en fazla göçmen veren ülkedir.
Son iki yüz yılda Kafkasya tarihinde baktığımız zaman,   soykırıma uğrayanın hep Türkler olduğu görülecektir. Azerbaycan Türkler hem soykırıma uğramış, hem de atata baba topraklarından sürgüne, tehcire ve soykırıma maruz kalmıştır.
İçinde bulunduğumuz ortamda milli meseleler üzerinde polemik yapmak değil, Yaşanan, tarihi süreç içersinde Azerbaycan Türklerinin yaşadıklarını,  anlatmaktır.
Hocalı Katliamı sonsuza kadar unutulmayacak milli bir dramdır.  Hocalı Katliamını unutmak,  milli şuurun ezilmesi, yok olması, milletin benliğini yitirmesi demektir.
Hocalı katliamını unutmayacağız, Karabağ sorunu da ilelebet devam edecek değil, etmemelidir. Geçmiş yıllara baktığımızda Karabağ sorunu, yani işgal altındaki toprakların geri alınması ile ilgili alınan mesafenin sıfır noktadadır.
Azerbaycan Türk’lerinin  işgal altındaki topraklarını kurtaracağı irade ve güce sahip olduğuna hiç şüphe yoktur.
Bu vesileyle, Hocalı katliamlını yapan ve yaptıranları kınıyor, şehit ve gazileri saygıyla anıyorum.



Azərbaycan  Milletvekili Pənah Hüseyin'in konuşması.

Mötərəm Başqan,
Əziz xanımlar
Hörmətli bəylər,

Xalqımız üçün bu acı gündə, Ankarada,  Rəsulzadə ocağı  Azərbaycan Kültur Dərnəyində azərbaycan türklünün bu gün də davam edən milli dava və istiqlal mücadiləsinə əvəzsiz töhvələr vermiş mübarizə qardaşlarımız, ağsaqqallarımız  arasında olmaqdan duyduğum həyacanı və şərəfi ifadə edirəm, sizləri sayğı və ehtiramla salamlayıram. Bütün türk dünyası şəhidlərinə və özəlliklə Xocalı şəhidlərinə allahdan rəhmət diləyirəm. 

Xocalı soyqırımı bu günlərdə  qardaş Türkiyənin müxtəlif universitetləri, siyasi və sivil toplum təşkilatlarında toplantılarla yad edilir, Xocalı soyqırımı qurbanları anılır, bu soyqırımı törətmiş erməni caniləri türklüyün və insanlığın qəddar düşmənləri kimi lənətlənir, onların dünyadakı havadarları qəzəblə pislənir, beynəlxalq aləmdən bu soyqırıma münasibətdə biganəliyə son qoymaq tələb olunur.
Lakin hesab edirəm ki, Azərbaycan Kültür Dərnəyinin düzənlədiyi bu toplantının xüsusi bir yeri və mənası vardır.  Azərbaycan Kültür Dərnəyi yuxarıda dediyim kimi on illər ərzində azərbaycan milli davasının təşkilati, ideoloji fikir mərkəzlərindən biri olmuşdur. Daha dəqiq desək, keçən əsrin 80 ci illərin sonunda Azərbaycanda mili azadlıq və demokratik kütləvi xalq hərəkat başlayana qədər yeganə ideoloji və təşkilati mərkəz olmuşdur.
Azərbaycan kültür Dərnəyinin milli mücadilə və istiqlal tariximizdə yeri və rolu olduqca miqyaslı və çoxtərəflidir. Bu barədə bir şox həqiqətlər hələ sonra yazılacaqdır. Mən  burda simvolik olaraq həmin yeri və rolu ifadə edə bilən yalnız iki hadisə üzərində dayanmaq istəyirəm.
1988- ci ildə xalq Bakıda meydanlara sovet bayraqları ilə çıxmışdı. O vaxt indiki Azadlıq  meydanında ilk dəfə üşrəngli bayraq əl boyda gətirilmişdi və onun da ölçüləri, rəngləri üstündəki ay ulduz yanlış  çəkildə idi. Yəni biz istiqlal bayrağımızı necə vardı elə tanımırdıq.  Həmin bayrağı Azərbaycana, onu heç vaxt enməyə qoymamış  Azərbaycan Kültür Dərnəyi gətirdi. İndi həmin bayraq müstəqil Azərbaycan dövlətinin bayrağıdır və haqq etdiyi yerdədir, Azərbaycanın hər yerində dalğalanır və Azərbaycan adına dünyanın hər yerində dalğalanır. Böyük öndər M. Ə. Rəsulzadədən əmanət aldıqları bayrağı Azərbaycana çatdıranların   bəziləri allahın rəhmətinə qovuşub. Mən dəyərli ağsaqqallarımız Mehmet Kengerli bəyi və Əhməd Qaracanı sayğı ilə anıram.  Bir sıra nümayəndələr isə Cəmil Ünal bey başda olmaqla bu gün bu toplantıda iştirak edirlər, bizimlə bir yerdədirlər. Onlara eşq olsun.
Qeyd etdiyim ikinci hadisəni diqqətinizə  çatdırmaq istəyirəm. 1990- cı ildə Bakıda Elmlər Akademiyasında Azərbaycan mühacir ədəbiyyatı mövzusunda konfrans təşkil olundu. Konfrans Akademiya binasının böyük zalında açıldı. Konfransı Azərbaycan və Türkiyə tərəfi düzənləyirdi və açılış Türkiyənin dövlət himni ilə başladı. Hamı sayğı duruşuna qalxdı. Sonra ikinci bir marş səsləndi və və yalnız Türkiyədən gəlmiş nümayəndələr və konfransda iştirak edən Əbülfəz Elşibəy sayğı duruşuna qalxdı.
Azərbaycandan olan əksəriyyət yerində oturmaqda davam edirdi və təəccüblə bir- birinə baxanlar da vardı. Sayğı duruşuna qalxmamaq hörmətsizlik və ya protesto deyildi. Zal sadəcə səslənən marşın nə olduğunu bilmirdi. Səslələnən isə bu gün müstəqil Azərbaycanın dövlət himni olan istiqlala marşı idi.
İndu həmin marşı Azərbaycanda uşaqdan böyüyə hamı oxuyur və eşidəndə hər kəs ayağa qalxır. Bəhs etdiyim Konfransın Türkiyə tərəfdən təşkilatçısı Azərbaycan Kültür Dərnəyi idi və istiqlal marçını  Azərbaycana, Bakıya Aklademiyanın zalına gətirib ilk dəfə səsləndirən də onlar idi. Və həmin konfransın nümayəndəsi olan, milli marşı Bakıya çatdırıb 70 ildən sonra Azərbaycanda səsləndirən  şəxslər  bu gün bu toplantıda bizim aramızdadır.

Dəyərli toplantı iştirakçıları,
Bu gün Xacalı soyqırımı qurbanlarını anım günüdür. Və mən bu gün bizi ayıran hadisələrdən yox, birləşdirən hadisələrdən danışmaq tərəfdarıyam. Lakin bir halda ki, Azərbaycan Kültür Dərnəyi haqqında danışdım  üçün bir məsələni də deməyə bilmərəm.
Azərbaycan müstəqil olduqdan sonra Azərbaycanın içində də, dışında da, milli dava adına tikilmiş bir çox qalalar milli davaya yad olan güclər tərəfindən alındı. Əakin milli davamıza yad olan həmin güclərin bütün səylərinə, çabalarına rəğmən  Azərbaycan kültür Dərnəyi alınmayan, yenilməyən tək qala kimi qaldı. Azərbaycan kültür Dərnəyi bununla Azərbaycan milli Davasının şərəfini xilas etdi və qorudu.  Əmin olun ki, dərnəyin  rəhbərlərinin, üzvlərinin bu fədakarlığını  azərbaycan türkü, milli qüvvələr heç vaxt unutmayacaqdır və əbədi olaraq  sizə minnətdardır. Azərbaycan kültür dərnəyi bir missiya təşkilatıdır, və bu missiya davam edir. Ən yaxın dövrdə Azərbaycan Kültür Dərnəyinin milli mübarizəmizdə, özəlliklə bu mücadilənin ən mühüm və aktual istiqamətlərindən biri olan Azərbaycan – Türkiyə münasibətlərində fövqəladə əhəmiyyətli yeri və rolu bir daha aydın şəkildə qərk olunub, başa düşülüb qəbul ediləcəkdir.

Dəyərli toplantı iştirakçıları,
Xocalı soyqırımı hadisəsi haqqında hörmətli Səlcuq Önal bəy ətraflı danışdı. Mən sadəcə bir neçə məsələni nəzərinzə çatdırmaq istərdim. Bunlarda biri Xocalının soyqırım olub olmaması ətrafında mübahisələrin getməsi, digəri Xocalı soyqırımının tanınması problemidir.
Xocalıdakı qətliamın soyqırım olması məsələsi. Hələ 1992- ci ilin martın 5-6- da Azərbaycan parlamentinin Xocalı hadisələrini müzakirəsinin nəticəsi olaraq qəbul etdiyi qərarlarda öz əksini tapmışdır. Sonradan 1993- c2 və 1994- cü illərdə demək olar ki. Hər il Xocalı soyqırımı ildönümləri ilə bağlı azərbaycan parlamentinin qərarları, dünya dövlətlərinə müraciətləri mövcuddur. Yəni bu sənədlər əsasında Azərbaycanın Xocalı qətliamını soyqırım hadisəsi kimi tanıması barədə fikir söyləmək olar və hər hansı bir gərəkçə ilə bu məsələni şübhə altına salınması əsassızdır. Lakin onu da qeyd etməyi lazım bilirəm ki, Azərbaycanda Xocalı soyqırımına aid xüsusi qanununu qəbul edilməsinin zəruriliyi də gündəmə gətirilmişdir və belə bir lahiyə mənim tərəfimdən “Musavat” deputat qrupu adından müzakirəyə təqdim edilmişdir. Hesab edirik ki, belə bir qanunuun qəbul edilməsi Xocalı soyqırımı məsələsində bir sıra diskussiyalara və siyasi spekulyasiyalara son qoyardı.
Xocalı soyqırımı barədə müvafiq qərarların dünya dövlətləri, xüsusi olaraq Türkiyə tərəfindən  qəbul edilməsi fövqəladə mühüm addım ola bilər. Bununla əlaqədər, diqqətinizə bir faktı şatdırmaq istəyirəm. Hələ 1992- ci ilin martında Xocalı hadisəsi arədə məlumatlar meydana şıxdıqdan sonra  mərkəzi Moskvada yerləşən və Qarabağ hadisələri deyilən məsələdə açıq ermənipərəst mövqelərdən çıxış edən “Memorial” təçkilatı xüsisi təhqiqat komissiyası yaradıb Qarabağa göndərmişdi. Həmin komissiyanın rəyi 1992- ci ilin yayında hazırlanıb dərc edildi və   həmin rəy indi də internetdə durur. Memorial Xocalı qətliamının soyqırım xarakterli olduğu barədə rəy vermişdi.
 Yenə bununla bağlı 1992- ci ilin erməni müəlliflərinə, o cümlədən rəsmi şəxslərinə aid olan mənbələrəd Xocalı qətliamının ermənilər tərəfindən törədilməsi halında onun soyqırım olması barədə rəylər vardır.
Bu ittihamdan qurtulmaq üçün erməni müəllifləri iddia edilirdi ki, hadisə azərbaycanlıların özləri tərəfindən törədilmişdir. Məncə elə bu rəylərin mövcudluğu bir sıra diskussiyalara son qoyulması üçün kifayətdir.

Hörmətli toplantı iştirakçıları
Xocalı soyqırımının, anılması,  onun haqqında həqiqətin dünya ictimaiyyətinə çatdırılması əlbəttə ki, mühüm məsələdir və davam etdirilməlidir. Ancaq o da  aydındır ki, xocalıların qanının tələb etdiyi məsələ Xocalının, bütün işğal olunmuş torpaqlarımızın, Qarabağın düçməndən azad edilməsi, düşmənin cəzalandırılmasıdır. Azərbaycan cəmiyyəti ba.a düşür ki, bunun üçün hərb lazım olacaqdlr. Döyüşmək, qurban verməyə, şəhid olmağa hazır olmaq lazımdır. Son dövrdə azərbaycan iqtidarı da bu yğndə bəyanatlalrla çıxış edir. Bilirsiniz ki, mən müxalifətə mənsubam və İlham Əliyev hakimiyyətinin siyasətini radikal şəkildə qəbul etməyən siyasi xətt tərafdarıyam.
Mən siyasi kimliyimə görə üzv olduğum partiyanın adından asılı olmayaraq müsavatçıyam və bunun davamı olaraq elçibəyçiyəm. Biz Azərbaycandakı indiki yönətimin fəlsəfəsinə  və siyasi praktikasına prinsipial şəkildə qarşıyıq. Lakin yalnız  bir məsələ vardır ki, biz müxalifətşiliyi bir kənara qoyub indiki iqtidarla əməkdaşlığa, iş birliyinə hazırıq ki, bu da Qarabağ uğrunda mübarizə, ozəlliklə Qarabağ uğrunda hərb məsələsidir. Və əgər prinsipial və barışmaz müxalifətdə olduğumuz İlham Əliyev iqtidarl torpaqlarımızı azad etmək üçün müharibə barədə qərar qəbul edərsə biz də bu müharibədə əldə silahla iştirak etməyə hazırıq.
Bu  mövqe müxalifət tərəfindən dəfələrlə rəsmən bəyan edilmişdir və istəyirəm inanasınız ki, bu sadəcə bir şüar deyildir. Eyni zamanda biz Vətənimiz və dövlətimiz ətrafında cərayan edən hadisələrdən ciddi şəkildə narahatıq və lazım bilirəm ki, bu narahatlığı burda da ifadə edim.
Eyni zamanda inanıram ki, azərbaycan türkünün milli iradəsi sonda qalib olacaqdır. Bu qalibiyyət ən tez bir zamanda olacaqdır və inşaalllah bu toplantıda iştirak edənlərlə bir yerdə həmin qələbəni də qeyd edəcəyik.
Bir daha Xocalı qurbanlarına rəhmət diləyir,diqqətinizə görə təşəkkür edirəm.

18. Yılında Hocalı Katliamı ve Karabağ Sorunu

26 Şubat 1992 tarihinde Ermeni çetelerince Hocalı’da yapılan katliam, insanlık tarihi içinde bir felaketin ne ilki nede sonuncusudur. Olsa olsa yirmi birinci yüzyılda insan hakları açısından bir utancın,  duyarsızlığın, hukuksuzluğun kabul edilmez bir gerçeğidir.

Tarihe dönüp bakıldığında,  iki yüz yıla yakın bir zaman diliminde, Ermenilerin Rusya destekli “Büyük Ermenistan” kurma hayalleriyle Azerbaycan’a karşı giriştiği saldırıların ilki 1804 yılının Aralık ayında Gence Hanlığına yapılan  katliamla başladığı görülecektir.

Bu saldırılarda Cevat Han’ın da içinde bulunduğu  binlerce Gence Türk’ü katledilirken, daha sonra planlı olarak sürdürülen münferit olaylar zincirinde ikinci büyük katliam 31 Mart 1918 tarihinde otuz bin insanın katledildiği soykırım hareketi olmuştur.

20. yüz yılın sonlarına gelindiğinde,Sovyetler Birliğinin dağılma sürecini bir fırsat bilen Kızıl ordu destekli Ermeni çeteleri, bu süreci tamamlamak maksadıyla 20 Ocak 1990 tarihinde Başkent Bakü’de büyük bir  saldırı gerçekleştirmişlerdir. Bununla da yetinmeyerek planlı olarak sürdürdükleri kuşatma harekatlarının sonuncusunu, 26 Şubat 1992 tarihinde en büyük hedef olarak gördükleri Karabağ gibi geniş ve stratejik bir coğrafyada başlatmışlardı. Hocalı ve çevresindeki yerleşim bölgelerine uzun menzilli silahlarla havadan ve karadan girişilen  bu saldırılarda masum ve savunmasız insanlara karşı dünyanın gözü önünde, yüz yılın soykırımı gerçekleştirilmiştir.

Hocalı katliamı gerçek bir soykırım harekatı olmuştur. Burada 613 insan öldürülmüş,  bunlardan sadece 83’ü çocuk olup, 106’sı  kadın ve geri kalanı savunmasız masum insanlardan ibarettir. Olaylarda  487 kişi ağır yaralanırken, 15 kişi kayıp,  1275 kişi de esir alınırken bir milyon insan topraklarından sürgün edilmiştir.

Hocalı Katliamı, gerçekleşme şekli ve sonuçlarıyla Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesindeki soykırım maddesinin tanımlamalarıyla tıpa tıp örtüşmesine ve üzerinden 18 yıl geçmesine rağmen, yapılan insanlık dışı olayları izleyen kurul ve yönetimlerin hukuki süreci izlemelerindeki tavrını endişe ve hayretle izlemekteyiz.

Bağımsızlığını kazanmasının 20. yılında, her bakımdan mücehhez olduğunu iddia eden  ve  bir dünya devleti olan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin askeri ve siyasi yönden 1992’nin Azerbaycan’ı olmadığını iddia edenler tarihe nasıl bir savunma bırakabileceklerdir.

Azerbaycan devlet başkanı Sayın İlham Aliyev’in, Karabağ’ın işgali konusunda yürütülen bitmez tükenmez görüşmeler sürecinde,  gerekirse askeri çözüm yollarının da bulunduğunu ima etmesi sözünün ne yazık ki havada kaldığını üzüntü ile izlemekteyiz.

Hocalı’da katliamı yapanlara her zaman destek olan ve onları maşa olarak kullanan Rusya gerçeğine rağmen, Azerbaycan’ı yönetenlerin, zaman zaman eski bir partner ilişkisinin canlandırma çabalarının yarar getirmeyeceği bilinirken, böylesine önemli milli bir meseleyi iç politika malzemesi olarak kullanmayı tercih etmelerini anlamakta zorlanmaktayız.

Karabağ sorununun çözümünü sürekli öteleyerek yaratılmaya çalışılan çözüm yöntemleri, giderek bir çözümsüzlük yoluna girmiş bulunmaktadır.

Azerbaycan’ı yönetenlere düşen en önemli görevin, tarihi vatan toprağı olan Karabağ’ın geleceği konusunda kamuoyunu aydınlatmak ve gerçek amaçlarının ne olduğu düşüncesini paylaşmak olmalıdır.
Bu çözümsüzlüğün devam ettiği anlamlı günde, Hocalı’da canlarını veren şehitleri rahmetle anarken, uluslar arası hukuk kuruluşlarını insanlık adına hukuka saygılı olmaya çağırıyor ve katliamı yapanları nefretle kınıyoruz.


AZERBAYCAN KÜLTÜR DERNEĞİ
MERKEZ YONETİM KURULU
Derneğimiz Kadınlar Kolu Tekel İşçilerini Ziyaret Etti...

TEKEL işçilerinin özlük hakları için yaptıkları toplu direniş kamuoyunu yakından ilgilendirirken, yaşanan sıkıntılara ortak olmak isteyen derneğimiz kadınlar kolu,27 Ocak 2010 tarihinde naylon çadırlarda yaşam mücadelesi veren işçilere sıcak bir ziyaret gerçekleştirdi.

Derneğimiz merkezinde tasarlanan ve kadınlar kolunun el emeği ile üretilen, çok miktarda şal örtü ve kaşkol gibi  koruyucu malzemeler, samimi bir ortamda ilgililere teslim edildi.
20 Ocak 1990 Tarihli Bakü Katliamı 20. Yılında...

“Azerbaycan Kültür Derneği Merkez Yönetim Kurulu imzasıyla yayınlanan bildiri”

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün, 20 Ocak 1990 tarihinde dünyaya kapalı olduğu bir dönemde, aynı ittifakı paylaşan Sovyetler Birliği devlet başkanı Mihail  Gorbaçov tarafından ortaya atılan ve  yeniden yapılanma diye adlandırılan siyasi hareket  içinde, Kızıl  Ordu desteğinde taşeron olarak kullanılan  Ermeni militanlarının bulunduğu güçler  tarafından   silahlı saldırıya uğramasının üzerinden yirmi yıl geçtiği vurgulanırken aşağıdaki hususlara değinilmiştir.

20.yüzyılın bitiminde cereyan eden bölgesel tehditler ve insanlık dışı  olayların, demir perde gerisindeki  emperyalistlerin son çırpınışları olurken, hür dünya medyasından  saklı olarak tutulmaya çalışıldığı,

Azerbaycan tarihinde bir ilk olmayan,ancak Rus destekli ermeni saldırılarından en büyüğü olan ve tarihe “Kanlı Yanvar” olarak geçen olaylarda meskun mahallere uzun menzilli silah ve  tanklarla saldırılmış, Azerbaycan Türklerinin  kızıl ordu karşısında bilinçle ve yüreklilikle verdiği bağımsızlık mücadelesi ile bu günlere kavuşulduğu,

Seksenli yılların  sonunda Azerbaycan üzerinde oynanan oyunların, dünya kamu oyundan uzak bir enformasyon içinde adeta bir program dahilinde sürdürüldüğü,

Planlı ve sinsi bir gelişme gösteren olayların 20 Ocak 1990 gecesi şiddetlendiğini ve  saldırılarda 137 masum insanın can verdiği, yüzlerce insanın yaralandığını,

Bu gün, aradan geçen yirmi yıl sonra hürriyet adına ne varsa, o gün meydanlarda canlarını verenler ve yürekli halk önderlerinin azim ve kabiliyetleriyle elde edildiği,
 
Olaylarda ebediyete intikal edenler “Şehitler Hıyabanı” denilen ebedi yerlerinde yatarken Azerbaycan Türkleri için bayrak olduğu,

Bu olaylarla dinmeyen ve malum yapılanma çerçevesindeki münferit olayların iki yıl içinde giderek büyüdüğünü,

Nihayet; 25 Şubat 1992 akşamı Karabağ bölgesine aynı silahlı unsurların  havadan ve karadan  başlayan işgal karakterli saldırıları sonrasında Hocalı’da insanlık dışı gerçek bir soykırımın işlendiği,

Saldırılarda 613 insanın öldürüldüğü, binlerce insanın yaralandığı ve bir milyon insanın sürgün edildiği ve üstünden yine bir yirmi yıla yakın zamanın geçtiği,

Dünya kamuoyunun gözleri önünde sözde görüşmelerle bir  türlü sonuçlandırılmayan  bir işgalin sürüp gittiği, Karabağ işgaliyle ilgili görüşmeler sırasında siyasi salvo yaparak gündeme sokulan  ticari yakınlaşmaların yaratılmasında geçmişten ders alınmadığı ve hiçbir yararı olmayacağı ifade edilmiştir.

1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta