"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


Nevruz - Ergenekon Bayramı Coşkuyla Kutlandı

Azerbaycan Kültür Derneği’nin kuruluşundan itibaren aralıksız olarak kutladığı geleneksel en eski Türk bayramı olan Nevruz ve Ergenekon Bayramı, 21 Mart günü dernek merkezinde çoşku içinde kutlandı. Derneğimizin kadınlar kolu tarafından hazırlanan nevruz masası bereket ve zenginlik içinde konuklara ikram edilirken, geleneksel müzik eşliğinde Azerbaycan müziğinden örnekler sunuldu.

Nevruz’un açılış konuşmasını yapan Kadınlar Kolu başkanı Nesrin ÜNAL, herkesin bayramını kutladıktan sonra  uzun zamandan beri üzerinde çalıştıkları bir proje olan, Kadın ve kadına yönelik Şiddet Konusu üzerinde yaptıkları çalışmalara dair açıklama yaptı. Nisan ayı içinde yapılacak olan bir konferansta İslam’da Kadın konusunu işleyeceklerini ve kadınlar kolu tarafından yapılacak olan geleneksel Bahar Çayı üzerinde açıklamalar  yaptı.
Mehmet Emin RESULZADE 125 YAŞINDA

Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin RESULZADE doğumunun 125. yılında Cebeci’deki  Anıt Mezarı başında saygı duruşu ile  anıldı. Törene katılan Azerbaycan Kültür Derneği ve Azerbaycan Büyükelçiliği temsilcileri  ile Azerbaycanlı öğrencilere hitap eden, Azerbaycan Kültür Derneği  Genel Başkanı Cemil ÜNAL şöyle dedi.

" Mehmet Emin Resulzade’nin,20.yüzyıla girerken Kafkasya’daki siyasal gelişmeler içinde milli değerler üzerine başlattığı mücadele onun mefkuresi olan,  "İnsanlara hürriyet,milletlere istiklal,"olmuştu.. Bu düşünce ile yola  çıkanlar, 28 Mayıs 1918 tarihinde kurulan Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’ne kavuşurken, onun  parlamentoda ifade ettiği, "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez," ilkesiyle, bağımsızlığın sembolü olan üç renkli bayrağı  parlamentoya asarken, hür dünyaya şöyle sesleniyordu.  

" Cumhuriyetimiz, milli, demokratik devletçilik zemininde medeni ve kendi geleceğini tayinde çağdaşlığı esas almıştır. Bu nokta-i nazardan tarihteki ilk Türk devletidir."

Mehmet Emin Resulzade, böylesine ileri görüşlü bir devlet adamı olarak, doğumunun 125. yılında  idealleri ve bıraktığı misyonla,dünyada ender siyaset adamına nasip olan bir şahsiyet olarak sonsuza dek yaşayacaktır." Dedi. Güney Azerbaycanlı öğrenciler adına,Uluslar arası İlişkiler Doktora öğrencisi Ferzat SEMENDLİ’de yaptığı koşmada,Güney Azerbaycan’da  yürütülen mücadelenin, Türklüğe yaraşan şekilde sürdürülen onurlu  ve ilkeli bir mücadele olduğunu,mutlaka kazanılması ve ulaşılması gereken yolda,  Mehmet Emin Resulzade ve  Mustafa Kemal ATATÜRK’ten ilham aldıklarını, bunun da anlamının tam bağımsızlık olduğunu ifade ettikten sonra,Güney Azerbaycan Türklerinin gönüllerinde bir ideal ateşi olarak yaktıkları bu amaca er veya geç ulaşacaklarını söyledi.   Törene katılan heyet, ASALA terör örgütü tarafından 1973/1984 yılları arasında süren suikast sonucunda şehit edilen, 36 Türk diplomat ve görevlisinin bulunduğu şehitliği ziyaret ederek saygı duruşunda  bulundu.

Azerbaycan Kültür Derneği Genel Başkanı Cemil ÜNAL, burada yaptığı konuşmada ise, Ermeni terör örgütü  ASALA tarafından Türk Diplomatlarına  yapılan saldırıların ilkinin, 1973 tarihinde ABD’nin Los Angeles Başkonsolosu  ile yardımcısının,Amerikan uyruklu Karakin Yanikyan adlı bir Ermeni’nin, Abdülhamit’e ait bir tabloyu  Türkiye’ye armağan etmek istediği ile geldiği otelde,diplomatlara düzenlediği planlı suikastler, Avrupa’nın değişik kentlerinde art arda süren suikastlerin sonuncusu, 28 Nisan 1984 te Tahran büyükelçiliğimizde iki görevli şehit edildiğini, Ermenilerin bitmeyen kinlerinin 26 Şubat 1992 tarihinde,Azerbaycan’ın  Hocalı kentinde  163 kişinin katledilmesinin insanlık dışı bir soykırım olarak değerlendirerek, tüm şehitlerimize tanrıdan rahmet diledi.


"Ermenilerden Özür Diliyorum." Konulu İmza Kampanyası Protesto Edildi.

"Ermenilerden  Özür Diliyorum." Konulu  İmza Kampanyasını Açanlar 25 Aralık 2008 Tarihinde Düzenlenen Basın Toplantısında Protesto Edildi.

Türkiye ve Azerbaycan Kamuoyunu yakından ilgilendiren; Ahmet İNSEL, Baskın ORAN, Cengiz AKTAR’ Gibi Sözde Aydınların,sanal ortamda başını çekerek, "Ermenilerden  Özür Diliyorum." konulu  imza Kampanyasını Açanlar ve bu kampanyaya imza  koyanlar, 25 Aralık 2008 Tarihinde Azerbaycan kültür Derneği Genel Merkezinde Çok sayıda basın temsilcisi ve üyelerin katıldığı toplantıda  Protesto Edildi. Azerbaycan Kültür Derneği  Genel Başkan Cemil ÜNAL toplantıda sunduğu bildirinin dışında görsel objeler üzerinde Ermenilerin Osmanlı topraklarında ve Kafkasya’da yaptığı katliam ve isyanları anlatırken, uluslar arası kuruluşların arşiv belgeleri üzerinde kapsamlı açıklamalar yaparak Türk  tezini anlattı. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliği için besledikleri kötü niyetlerini, içlerine sığdıramayan ve kendilerine sözde, “Aydınlar” unvanı veren şahıslar ve  siyaset adamları gerçekleri bildikleri halde, dışarıdan güdümlü olarak, kötü niyetlerini zaman zaman Türk kamu oyu önüne getirirken, gerçekleri saptırmaya çalıştıkları bilinmektedir.Türkiye ve Türk milleti aleyhinde, görev yaparken, bu egoistçe söylem ve eylemlerini bir meziyet sanarak, Türk düşmanlığının avukatlığını da üstlenmeyi görev kabul etmektedirler. Bazı mihrakların, kimi zaman aydın, kimi  zamanda vicdan kisvesi altında içlerindeki kini değişik şekilde kusanların yanı sıra, Ermeni, Kürt ve Kıbrıs(Rum)meselesi diye bilinen üç konu iç ve dış düşmanlar tarafından Türkiye’nin önüne getirilmektedir. 

Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak, bundan, bir Ermeni ve Kürt  devleti çıkarmayı başaramayan  Sevr zihniyeti, bugün Azerbaycan toprakları üzerinde “Erivan ve Karabağ” adıyla iki Ermeni devletinin ve Kuzey Irak’ta sun-i bir Kürt Devleti oluşturmayı da    yeterli görmemektedirler.

Batılı Türk düşmanların  yapamadığını, bu gün, sözde aydın, uygar, demokrat gömleği giyerek  gerçekleştirmeye çalışanlar, bu  tür girişim ve düşünceler içinde kin taşıyanların ve bu topraklara kastı olanların işine yarayacağını görmekten acizdirler.

1915’de, Ermenilerin maruz kaldıkları ve adına; “Büyük Felaket” diyenler,   hangi tarihi belgelerle Ermeni kardeşlerinin acısını vicdanlarında paylaşarak özür dilemektedirler.

 Sanki,özür diledikleri Ermeni kardeşlerinin elleri, hiç Türk kanına bulaşmamış, hiç bir Türk’ü katletmemiştir.

Anlaşılan o ki; yüz binlerce Türk’ü katleden Ermenileri destekleyerek, özür dileyen sözde “aydınlar” Türklere karşı yapılan bu katliamları önemsemiyorlar, hatta haklı buluyorlar.

Bu düşüncelerin sahibi olmasalardı, Ermenilere karşı besledikleri insani duyguların bir parçasını da Türkler için duyar, Ermenilerin de Türklerden özür dilemesini dile getirirlerdi.

Geçmişi bilmezlikten gelen  sözde aydınlar hiç olmazsa dün yaşanan olaylar karşısında yüzleri kızarmalı, kimin kimden özür dilemesi gerektiğini, varsa vicdanlarına sormalıdırlar.

Mart 1918’de,Bakü ve civarında 35.000 bin Azerbaycan Türk’ünü  katleden  Ermeniler, Türkiye ve Türk Dünyası üzerine Asala Terör örgütü ile yürüttükleri saldırılarda Türk Diplomatlarını katlederken, yakın geçmişte Karabağ’da ve Hocalı’da ki katliamlarda on binlerce Azerbaycan Türk’ünü  katledenler, Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal ederek,bir milyon insanı topraklarının dan sürmesi, ne yazık ki, özür dileyici gurubun insani duygularını harekete geçirmeye yetmemiştir.

Bu gün, 1915 olaylarının üzerinden  doksan üç yıl geçmiştir. Bu zaman dilimi içinde Ermeniler dahi, özür dilemeyi sevenler kadar Türk Milletinin geçmişine  kin duymamış, iftira etmemişlerdir. Gönül isterdi ki bu zevat hiç olmasa Ermeniler kadar dürüst ve samimi olabilseler.Bu ifademizi destekleyen bir gerçeği sizlerle paylaşmak için,1918’de  kurulan Ermenistan Devleti’nin ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni,1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Toplantısında şöyle diyor du;

“Biz barışı sabote etmek için savaştık. İtilaf devletlerinin bize vadettiği “Büyük Ermenistan” hayaliyle Türklere karşı bu devletlerin safına geçtik. Tehçir doğruydu ve Osmanlı’nın tek çaresiydi.”Yine, bir Ermeni tarihçi olan LEO, “Mazi” adlı kitabında 1915 olaylarında Ermeni hareketlerini  dile getirirken; “Rus Ordusu Van’a yaklaştıkça Muş havalisinde hazır bekleyen Ermeniler isyan etmek için fırsat bekliyorlardı. Bir tarafta kendi halinde Türkler, diğer tarafta Emeni Taşnaklar, Rus süngülerine dayanarak isyanlar çıkarırken, Osmanlı devleti kendi varlığını savunma hakkını kullanıyordu. Bu öyle bir haktı ki, en medeni devlet bile Türklerin kullandıkları bu hakkı kullanmaktan feragat edemez.” 

“Ermenilerden Özür Diliyorum” kampanyası, bize göre belirli bir politikanın  geleceğe dönük Ermeni yanlısı bir siyasetin işareti olup,Türk düşmanlığı üzerine devam eden, Ermeni  tezlerine hizmet etmektedir.

Türkiye, topraklarında soykırım işlendiğini üstlenen sözde aydınların Ermeniler lehine alenen şahit olacaklardır. Çünkü, belirli bir hedefe yönelik başlatılan bu eylem, dünya kamuoyunda, Ermeni yalanına da  destek olacaktır. Ermeni lobisinin, Türkiye aleyhine devam ettirdiği  faaliyetlere doksan üç yıldan beri bulamadıkları desteği sağlarken; soykırım yalanıyla  yüzleşmenin, bundan böyle Türklerle Ermeniler arasında değil, Türk Milleti ile Türkiye deki Ermeni Lobisi arasında olacağını  işaret etmektedir.

Değerli basın temsilcileri,

Dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış olan Ermeniler ellerinden geldiği kadar Türk Devletini soykırım suçuyla mahkum ettirmenin gayreti içindedir. Bu yalana en büyük destek, Türk vatandaşı olan ve kendilerini aydın olarak adlandıranlar tarafından verilmesi bizleri daha sağlıklı düşünmeye sevk etmelidir.

İnsani duygular bahane edilerek, kendi ülkelerini neyin karşılığında mahkum etmek istediklerini, her Türk vatandaşının anlaması gerekmektedir. Özür kampanyasını başlatanların ortaya koydukları hedef, Ermenilerin ulaşmak istedikleri hedeftir.

 Ermeni Devrimci Federasyonu Yüksek Kurulu’nun karar ve hedefleri ise şöyledir. “Bizimde dahil olduğumuz Ermenistan Hükümeti ve ülkeyi idare edenler, Türkiye’den Toprak talep etmekten, onların Ermenileri bilerek katletmelerinden dolayı soykırımın tanınmasından asla vazgeçmeyeceklerdir.Hiçbir hükümet bu siyasetin dışına çıkamaz. Çünkü Diaspora, Ermeni Vakıfları, Ermeni halkı böyle bir hükümetin iktidarda kalmasına müsaade etmez. Türklerin, katlettikleri Ermenilerden dolayı soykırımı kabullenmeleri yeterli değildir. Bunun yanında işgal altında tutukları toprakların iadesi ve tazminat ödenmesi gerekmektedir. Bunlar gerçekleşmediği takdirde diğer hususlar hiçbir şeyi ifade etmez.”

Görüldüğü gibi özür dileyenlerle, Ermeni diasporasının görüş ve düşünceleri paralellik arz etmektedir. 
 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarını  tanımadığını her fırsatta dile getiren Ermenilerin, 23 Ağustos 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesinin 11. Maddesi; Batı Ermenistan olarak tarif ettiği Doğu Anadolu’yu, Ermenistan’ın bir parçası olarak ifade etmektedir.

Ermenistan Anayasa’sı da bu milli hedefleri temel gaye olarak esas aldığı bilinirken, iyi niyetli iki komşu ülke olan Türkiye ve Ermenistan’ın birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıyan bir belgenin  olmasını gündeme getirmemize rağmen, Ermeniler bu öneriyi devamlı reddetmişleridir.

Bunun nedeni de, Ermeni Devleti’nin, Doğu Anadolu’yu  bir Ermeni Toprağı olarak sayma iddiasıdır.

 "Ermeniler'den  Özür Diliyorum." Diyenlere sormak gerekir.

-Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, bu hususlar sizin  vicdanlarınızı hiç mi etkilemiyor.? Yoksa bu iddialar sizleri mutlumu kılmaktadır.Özür dileme hareketi olsa olsa, insanlarımızı bölmek, karşı karşıya getirmek, yabancı bir ideolojiye hizmet etmek değilmidir.? 

-1915 olaylarında  taraf yalnız Türkler midir.? Osmanlının karşısında, başta Ermeniler, onlara destek veren ve kullanan İngilizler, Fransızlar, Ruslar yokmudur.? 

-Yüz binlerce insanımızın öldürülmesi, çoluk çocuğun camilere toplanıp yakılması, toplu katliamlara ait belgeler sizleri hiç mi ilgilendirmiyor.?   

-Var olduğunu söylediğiniz “vicdan”larınızı hiç mi incitmiyor.? Yoksa Türk Milletine yapılanlardan  haz mı duyuyorsunuz. ? 

-Ermenilerin, soykırım günü olarak kabul ettiği 24 Nisan tarihi yaklaşırken, acaba Ermenilerle beraber 24 Nisanı soykırım günü olarak  dünya kamuoyu gündemine getirme hazırlığını mı yapmaktasınız.? 

-Azerbaycan’ın Karabağ Bölgesinin işgal altında olması, Hocalı’da yapılan katliam ve insanlık dışı uygulamalar,  Türk Diplomatlarının katledilmesi,  Ermenilerin, Türkiye’den toprak talepleri, sınırlarımızı tanımamasını ne çabuk unuttunuz. ?

Ermenilerin, Ağrı Dağı’nı kendilerine sembol olarak kullanmaları,
Soykırım iddiaları için uluslar arası kampanyayı hızlandırmaları,
Azerbaycan’da işgal ettikleri topraklardan çekilmeyi red etmeleri, yetmiyormuş gibi;
Türkiye’nin Ermenistan’a yaklaşma görüntüsünü sağlamak ve batılı dostları hoşnut etmek amacıyla,T.C. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL’ün, 6 Eylül 2008 tarihinde bir futbol maçına iştirak için Erivan’a gitmesi bizim anladığımız şekliyle,Türk Devletinin koruduğu kırmızı çizgilerin fiilen ortadan kaldırılması anlamı taşımaktadır.

Ermenilerin,  "yüz yılın yalanı" adlı davalarından geri adım atmamalarına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını tanımamakla, Karabağ Ermeni işgalinde kaldığı sürece; Kafkasya ‘ya İstikrar ve Barış  gelmeyecektir.Tarihi gerçekleri inkar ederek, işbirlikçi ve taraflı kampanyalarla niyetlerini sergileyenler, vatan topraklarına ve mensubu olduğu millete yabancılaşmışlardır. Bu sözde aydınların; “Ermenilerden Özür Diliyorum” adlı sanal kampanyalarını  vicdanlarında tartmalarını tavsiye ediyor, girişimlerini  şiddetle kınıyoruz.



Basın Toplantısı

Azerbaycan Kültür Derneği, Kafkasya’da ki Siyasal Gelişmeler ve Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah GÜL’ün  Ermenistan’ı Ziyareti Üzerine 3.9.2008 tarihinde Geniş Katılımlı Bir Basın Toplantısı  Düzenlendi…



Genel Başkan Cemil ÜNAL (Solda) açıklama yaparken, Genel Sekreter Tuncer KIRHAN (Sağda).


“ AKP milletvekilleri Ermenistan- Türkiye milli maçına gitmeme kararı aldı.”

AKP MKYK kararında; “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gitse bile,ilişkilerimizin  kötü olduğu bir ülkeye, iktidar partisinin milletvekillerinin maç için gitmesi uygun olmaz. Dengeleri gözetmek  korumak gereği vardır.
Azerbaycan’ı unutmamak gerekir.Güvenlik açısından da uygun olmaz, siyaset açısından da uygun olmaz.”düşüncesi kararı çıktı.
          
Basın Bülteni:
 8 Ağustos 2008 tarihinde Kafkasya’da Gürcistan ile Güney Osetya arasında çıkan ihtilafa, Rusya’nın F-24 Bombardıman uçakları ve uzun menzilli silahlarla müdahalesi sonunda  bölgedeki kriz artarken, Bakü,Tiflis,Ceyhan hattının konsorsiyumunda bulunan, Azerbaycan ve Türkiye’ninde Gürcistan kadar tedirginlik yaşadığı bilinmektedir.

Rus birliklerinin Gürcistan içlerine kadar girdiği bir sırada, Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedov’un Güney Osetya’yı bağımsız bir devlet olarak tanıması tansiyonu daha da artırmış,Hazar ve Rusya’daki yer altı enerji kaynaklarına muhtaç AB ülkeleri ve ABD’nin tepkileri etkisiz ve göstermelik kalmıştır. Rusya, NATO’nun Kafkasya’yı kuşatma oyunlarından vazgeçmesi ültimatomlarıyla konu uluslar arası platforma taşınmıştır.

Kafkasya’nın önemli bir parçası olan Azerbaycan, topraklarının yüzde yirmisini işgal altında tutan bir Ermenistan ile ihtilaflıdır. Bu ihtilafın bir ayağı da, batı ülkelerinde Ermenistan’ın klasik diaspora inadıyla sürdürdüğü “Sözde Soykırım”sorunuyla sürekli gündemde tutulan Ermenistan-Türkiye ilişkilerinde  saklıdır.
Sorumlulukların kaynağı olan Ermenistan devleti ve  onun başkanı Serj SARKİSYAN’ın bu gelişmeler arifesinde Türk basınına verdiği bir mülakatta sorulan soruya aşağıda verdiği cevap ve  bir yıl önce söylediği sözler tutarsız ve endişe vericidir.

 Soru: Ermenistan’da Türkiye’nin bir kısmını ‘Batı Ermenistan’ olarak adlandırıp, Sevres anlaşması uyarınca toprak talep edilmesini isteyen çevreler var. Sınırlarınızı tartışan komşularınızla tam diplomatik ilişki kurmanın kolay olmadığını takdir ediyorsunuzdur. 1921 Kars anlaşmasının meşruiyeti ve tanınması konusunda görüşünüz, resmi tutumunuz nedir?

Cevap: Herhangi bir Ermenistan yetkilisinin toprak talebinden söz ettiğini hatırlamıyorum.  Münferit ifadeleri temel almanın doğru olmadığını düşünüyorum. Ona bakarsanız Türkiye’de Ermenistan diye bir ülkenin aslında mevcut olmadığını söyleyenler bile var. Biz Türkiye ile ilişkilerde hiçbir önkoşul bulunmamasını istiyoruz.Doğu-batı Ermenistan ifadesi üzerine kaygıları Türk yetkililerden de duydum.
Bana garip geliyor; çünkü bunlar 19’uncu yüzyılda kullanılmış coğrafi deyimler. Geçmişte kalan bu ifadeyi unutmak ve silmekte ısrar edilirse, Sparta’nın, Rus İmparatorluğu’nun, Osmanlı İmparatorluğunun, tarihte kalmış daha pek çok coğrafi deyimin mevcudiyetini reddetmeye benziyor. Eğer resmi siyasetimiz bu olsaydı, adımız Ermenistan Cumhuriyeti değil, Doğu Ermenistan Cumhuriyeti olurdu. Hiçbir Ermenistan yetkilisinin böyle bir iddiası olmamıştır. Diplomatik ilişki kurulduğu takdirde bu konular daha kolay konuşulur.
Bu sözleri söyleyen, Serj SARKİSYAN, Şubat 2008’de Ermenistan’ın  Başbakanı iken, 27 Ekim 2007’de ABD’de verdiği bir mülakatta da şöyle demektedir. “Yanımızda 1915 yılında yaptıkları soykırımı inkar eden ve bunu bir türlü kabul etmeyen bir Türkiye bulunduğu müddetçe bölgeye asla huzur gelmeyecektir. Biz ne yazık ki; uygar ve normal ilişkiyi kabul etmeyen, Türkiye gibi bir komşuya sahibiz. Soykırım, bugün Türkiye sınırları içersinde kalan Batı Ermenistan’da (Doğu Anadolu) yaşanmıştır.”derken;
2007 yılında Devrimci Ermeni Federasyonu Yüksek Kurulu adına konuşan Gıro MANAYAN’da şöyle konuşmuştur:
“Bizim dahil olduğumuz bu günkü Ermenistan Hükümeti ve Devlet Başkanı Türkiye’den toprak talep etmekten, yapılan soykırımın tanınmasından asla vazgeçmeyeceklerdir.”
 Ermenistan’da hiçbir hükümet bu siyasetin dışına çıkamaz. Çünkü, diaspora, Ermeni Vakıfları, Ermeni halkı, böyle bir hükümetin iktidarda kalmasına göz yumamaz.
Türklerin,”Ermeni Soykırım”ını tanımaları, Toprakların iadesi ve tazminat ödemesi gerçekleşmediği  takdirde tek başına  hiçbir şey ifade etmez.


Ermenistan,Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kazandığı bağımsızlıkla,tarihte ilk defa devlet olma şansını yakalarken, Azerbaycan’da ki işgalci tutumu ve Türkiye üzerindeki emelleriyle coğrafi komşuluktan öteye gitmeyecek ve hiçbir diplomatik ilişkimiz bulunmayan yapısıyla bölgede öteden beri huzursuzluğun merkezi konumundadır.
 
Bugün, Ermeni işgali altında bulunan, Karabağ gibi hayati konularda Türkiye’nin temel tezi olarak ele alınan “ülkelerin toprak bütünlüğü”esas alınırken bölge ülkelerinin de politikalarını buna göre belirlenmesi gereği vardır.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın, 20 Ağustos 2008 tarihinde başlattığı Moskova,Tiflis ve Bakü ziyaretlerinde ele aldığı “Kafkas İstikrar Paktı” girişimleride sonuçsuz kalmış, ABD yönetimi ise projeye sıcak bakmazken, aynı günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Matthew BRYZA, bu konuda Türkiye'nin Washingto’ı bilgilendirmediğinin altını çizerken "Şaşırdım" dediği basından öğrenilmiştir.

Bizim kanaatimizce;sonu olmayan pakt ve anlaşmaların hiç birinin Türkiye’ye de komşularına da  Türk halkına yararı yoktur. Kaldi ki; Rusya devlet Başkanı Dimitry MEDVEDOV Gürcistan ve devlet başkanı Sakaşvili  için “…siyasi ölüdür. O halde siyasi ölülerle bir platform oluşturtmak şimdilik çökmüştür” derken, Kafkasya’daki son gelişmelerden sonra Azerbaycan’ı ikazdan da geri kalmayarak adeta tehdit ederken şöyle konuştuğu gözlenmiştir. “Azerbaycan, Gürcistan’ın Güney Osetya’da giriştiği hareketten ders almalıdır. Şayet Azerbaycan Karabağ için  olası bir harekette bulunursa  aynı muameleye tabi olacağını gözden kaçırmamalıdır.” Derken  Rusya devlet başkanı Karabağ sorununu çözümsüzlüğe itmiştir.
 Durum böyle iken; Türk siyasetini yönlendirenlere sormak gerekir; Azerbaycan ve Türkiye halkına sıkça empoze edilen “bir millet iki devlet.” Sloganla tarih önünde işlenen yanlışlığın  cevabını verme sorumluluğu kime ait olacaktır.”Bu gün orta yerde duran, Gürcistan sorunu, Azerbaycan’dan, Kafkasya'dan başka,Ortadoğu ve Orta Asya gibi bölgeleri de tehdit edebilecek karakterdedir.Bunun olasılıklarını da  Rusya devlet başkanı işaret etmiştir.

Temennimiz; Kafkasya’da huzurun yerleşmesi ve saldırgan Ermenistan’ın komşularına muhtaç bir konumda iken, diaspora gölgesinden çıkarak kendi halkının refahını yükseltmek için tutarlı politikalar üretmesidir.
Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklardan bir an önce çekilmesi,Türkiye üzerinde toprak,tazminat gibi taleplerle boşuna zaman geçirmemesidir.
Bu gün,başkentinin orta yerinde “Soykırım Anıtı” kuran, ve batılı yandaşlarının desteği ile Avrupa parlamentolardan çıkartılan sözde soykırım  tasarılarının arkasına saklanmanın  hiçbir yararı olmadığı gibi, Ermeni halkına da  yararı yoktur.
Yukarıda işaret ettiğimiz gibi devlet başkanlarının,başbakanlarının,Taşnakçı-intikamcı kuruluşlarının ağızlarından düşürmedikleri; “Türkiye’nin soykırımı kabul etmesi yetmez, toprak ve tazminat talebimiz bizim bir hakkımızdır.” Beyanatları dünya kamu oyunun gözü kulağı önünde ifade edilmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sayın Abdullah GÜL’ün  bir futbol müsabakası nedeniyle Erivan’a davete icabeti kamu oyunda yapılan anketlerle olumsuz  karşılanmıştır. İktidar ve muhalefet partilerinin  olumsuz karşıladığı bu ziyaretin, Türk milletinin  yüreğini incitme pahasına  gerçekleşmemesi yönünde iyi dileklerimizi sürdürmekteyiz.
Biz inanıyoruz ki; Sayın Cumhurbaşkanı sorumlu olduğu Türk Milletinin sesini yüreğinde hissederek bu davete icabet etmeyecektir.
 ASALA’nın  katlettiği şehitler ve  Karabağ’da akıtılan kan, Türk Milletinin onurudur. Saygılarımızla.


Not: Biz bu toplantıyı yaptığımız günün akşamı, haber merkezlerine düşen bilgide;
Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah GÜL ‘ün Ermenistan’a gideceği  flaş haber olarak geçmiştir.
Türk milli takımına başarılar dileriz.
Türk dünyasına ışık tutan bir devlet başkanının Ankara' da ki mütevazı kabrinin Anıt Mezara dönüşü

Bilindiği gibi anıtlar veya anıt mezarlar dünyanın her yerinde  olduğu gibi, taşıdığı misyonla gelecek nesillere ışık tutarken, görsellikleriyle olduğu kadar taşıdığı ruh ve anlayışla da önem kazanırlar. Cebeci Asri Mezarlıkta 55 yıldan  beri mütevazı kabrinde yatan ve 20.yüzyılın başlarında Türk ve Müslüman topluluklar içinde bir ilki başararak, 28 Mayıs 1918’de Milli Demokratik Azerbaycan Cumhuriyetini kuran  Mehmet Emin RESULZADE’ nin kabri, Azerbaycan Kültür Derneği tarafından, onun kurduğu milli demokratik cumhuriyetin 90. yılında  bir anıt mezar olarak inşa edildi.

Mehmet Emin RESULZADE’nin kişiliğini tahlil ederken, o günün siyasal konjonktürü içinde bir yanda bitmekte olan monarşik Ortodoks çar yönetimi , beri yanda  zayıflatılmış, parçalanmaya hazır “hasta adam” diye adlandırılan İslam aleminin Halifeliğini elinde tutan Osmanlı imparatorluğu.
Kafkasya’da Hıristiyan bir sosyolojik yapı içinden; demokrasi ve milli devlet olma düşüncesiyle hareket eden  bir grup aydın; başta Mehmet Emin Resulzade, Ali Merdan Topçubaşı, Hüseyin Alizade, Fethali Han Hoylu ve Hacınsky gibi aydınların “insanlara hürriyet,milletlere istiklal” diyerek bir çıkış trendiyle Müslüman Türk bir topluma sadece  kimlik kazandırma değil hürriyet ve istiklali vaat etme hareketi olmuştur. Neticede yol yolcusuna yenilmiş, parlamento açılırken söylenen “bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” Sözüye gereken son söz söylenmiştir.

Milli Azerbaycan Cumhuriyeti hükümetinin iki yıla yakın iktidarı döneminde hayata geçirdiği reformları görmek için 90 yıl ötesine bakmak gerekir. Milli Demokratik Azerbaycan’ın kuruluşunu ilan ederken ileriye dönük tarihi bir mesajı önemle kaydediyordu.
Mehmet Emin Resulzade, bağımsızlığın ve istiklalin sonsuza kadar gideceği mesajını verirken milli kimliği veciz bir şekilde şöyle ifade ediyordu.

“Cumhuriyetimiz;
Milli,demokratik devletçilik zemininde,
medeni ve kendi geleceğini tayinde
çağdaşlığı esas almıştır.
Bu nokta-i nazardan,
cumhuriyetimiz tarihteki
ilk Türk cumhuriyetidir.”

Mehmet Emin RESULZADE’ nin kurduğu cumhuriyet çağdaştı, demokrattı, halkçıydı. Milli kültürün temeli olarak gördüğü Türk dilini önemseyerek  anayasaya resmi dilin Türkçe olduğunu ve  kurumlarda İstanbul Türkçe’sinin yerleşmesini sağlamıştı. Avrupa’da henüz görülmeyen kadın haklarıyla ilgili bir reformu 1918 yılında hayata geçirerek, yirmi yaşını dolduran tüm yurttaşlara cinsiyet ve milliyet farkı gözetmeksizin seçme ve seçilme hakkını tanımıştı.
Batıda giderek zayıflayan Osmanlı imparatorluğuna yakınlaşma sağlanırken, bölgede bir tehdit olarak büyüyen bolşevik güçler 27 Nisan 1920’de genç cumhuriyeti işgal ettiler. Hükümet üyeleri sürgün cezalarına çarptırıldı. Devlet başkanı Mehmet emin RESULZADE, Litvanya üzerinden Almanya’ya geçerek  uzun yıllar orada kaldı. 1947 de  Ankara’’ya geldi ve fikri çalışmalarını sürdüreceği bir ocak olan Azerbaycan Kültür Derneği’ni kurarark faaliyetlerini burada sürdürdü. Yorgundu ve yaşlanmıştı, yetmiş yılını geride bırakmış bir devlet adamı olarak mağrur ve mutluydu.  Vatanım dediği Türkiye’de  6 Mart 1955  tarihinde 71 yaşında vefat ettiğinde esaret altında bulunan ülkesine bayrağı taşıyacak öğrencileri  tarafından Cebeci Asri mezarlıkta toprağa verildi.
Mehmet Emin RESULZADE’ nin ilkeleriyle yetişen nesiller her zaman onun fikirlerine sahip oldular. 1990 yılında Sovyetler birliğinin dağılmasından sonra kutsal bir emanet olarak sakladıkları üç renkli bayrağı Azerbaycan Büyükelçiliğinin açılışında devlet başkanına teslim ettiler.
Yetmiş yıl sonra kazanılan hürriyetle, devlet adamları, akademisyenler, genç nesiller akın akın onu ziyarete geldiler.
Mehmet Emin RESULZADE adı bu gün Ankara’da Milli eğitim Bakanlığı tarafından Çankaya ilçesinde bir Anadolu Lisesi’nde, Büyükşehir Belediyesince Bahçelievler’de bir meydanda ölümsüzleştirirken, anıt mezarın bulunduğu sokağa “28 Mayıs Sokağı”  adıyla ebediyete  kadar yaşayacaktır.
Mehmet Emin RESULZADE adını yaşatan tüm kurumlara ve Anıt mezarın meydana gelmesinde önemli katkıları olan, Türkiye Anıtlar Derneği’nin değerli yöneticilerine teşekkür etmek gereğini ifade ederken, anıt mezarın tasarımını ve uygulama sürecini izleyen biri olarak anıt mezar kakında birkaç söz etmek isterim.

Bildiğiniz gibi anıtlar taş yapılar olup, tarih içindeki önemli olayların ya da tarihi şahsiyetlerin gelecek kuşaklara aktarılması ve anlatılması amacıyla yapılan eserlerdir. Bu anlatım ve aktarımlarda amaç; o tarihi fenomenin (olgu) ruhunu yansıtmak ve tanımlamalar içinde boyutlandırma yaparak eseri estetik yönden destekleyerek güçlü kılmaktır.
Tarihteki önemli sanatsal aktarımlardan; Mısır Piramitleri ve Türk tarihindeki Orhun Anıtları’nın tarihi gerçekleri günümüze nasıl taşıdığı bilinmektedir.
Dünya ülkelerinde sayıları bilinmeyen anıt ya da anıt mezar örnekler arasında en görkemli olanlar Napolyon’un başarılarını yansıtan Paris’teki Zafer Anıtı, ABD’deki Hürriyet Anıtı, Çanakkale Zafer Anıtı, Atatürk adına yapılan Taksim Anıtı ve ünlü Anıtkabir en bilinenlerdir.

Anıtlar ya da anıt mezarlar görsel büyüklükleriyle olduğu kadar taşıdığı ruh ve anlayışla da önem kazanırlar. Toplam otuz metre kare merasim alanı içinde yer alan ve dört buçuk metre kare üzerindeki anıt mezar lahit ve kaidelerden oluşmaktadır. Dört eşit sütunun yüksekliği, cumhuriyetin kurulduğu tarihi yirmi sekiz rakamına ilave edilen beşinci ay sayısı ile 285 cm. olarak tespit edilmiştir. Sütunlar üzerine işlenen Türk kilim motifleri kenetlenmiş Kafkas halklarının benzer kültürel değerlerle ve onun halk kaynağından yükselen hürriyet ve istiklal düşüncesinin yükselen değerini ve Mavera-i Kafkas’ı teşkil eden halkları anlatmaktadır. Sütunlar üzerine oturan çatı, Milli Azerbaycan bayrağında yer alan sekiz köşeli bir yıldız ve üç boyutlu bayrak motifinin taçlanarak göğe yükseldiğini anlatırken,lahitte kullanılan ölçülerin birinci kademesi onun cumhuriyeti kurduğu zaman ki yaşı olan otuz dört rakamını, en yüksek noktası ise, ebediyete intikal ettiği yetmiş bir rakamını yansıtmıştır. Kullanılan malzeme, traverten taş ve kırmızı granitten ibaret olup, oyma işler ve taşlardaki renk uyumunda doğallık ve sadelik esas alınmıştır.
1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta