"Ne mutlu Türküm diyene." "Bağımsızlık benim karakterimdir."
"İnsanlara hürriyet, milletlere istiklal." "Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez."

Haberler


KIRIM' DAKİ GELİŞMELER ÜZERİNE

Dünyaca ünlüTürk tarihçi Halil İnalcık, Kırım'ın Rusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlamaeşiği olduğunu belirterek, "Kırım,Türkiye'yi tehdit etmek için birmerkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen Rus hakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir?Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'a yönelik bir tehdittir" dedi.

KIRIM'IN ÖNEMİ

Aslen KırımTürk'ü olan İnalcık, Ukrayna'da ortaya çıkan krizin ardından Rusya'nın KırımÖzerk Cumhuriyeti'nde etkisini iyice artırması ve Kırım'da parlamentonunRusya'ya bağlanma kararı almasına uzanan gelişmelerin tarihsel arka planınıdeğerlendirdi.

CambridgeUluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler alanındasayılı 2 bin bilim adamı arasında gösterilen Prof. Dr. Halil İnalcık, Kırım'ıntarih sahnesindeki önemine işaret etti.

Kırım'ın1475'te Fatih Sultan Mehmet döneminde Gedik Ahmet Paşa tarafındanfethedildiğini hatırlatan İnalcık, Kırım Hanlığının Osmanlı Devleti ilebirleşmesinin, Osmanlı İmparatorluğunun Doğu Avrupa'daki gelişmeleri kontroletmesini temin ettiğini belirtti. İnalcık, Evliya Çelebi'nin de KırımHanlığını, kuzeyden gelen tehlikelere karşı bir "sedd-i sedid"(sağlam bir duvar) olarak gördüğünü söyledi.

TATAR YANLIŞ BİR TERİM, ASIL SÖYLENMESİ GEREKENKIPÇAK TÜRKÜDÜR

Rusyaİmparatorluğu'nun, Osmanlı denetimindeki Kırım Türklerini tarih boyunca değişikdönemlerde istila etme ve topraklarına katma girişimlerinde bulunduğuna vurguyapan İnalcık, Kırım'daki Türkler için Tatar ifadesinin kullanılmasına tepkigösterdi. "Bir yanlışı düzeltmek istiyorum" diyen İnalcık, şöyledevam etti:

"Tatarismi Moğolcadır. Doğu Avrupa'ya 1240'larda gelen Moğol ordularında Tatarlarvardı. Buradaki Kırım Hanlığını Osmanlı aldıktan sonra, diğer bölgelerAltınordu Moğol Hanlığına tabiydiler. Moğol devletinin tebası olarak bunlaraTatar denildi. Tatar yanlış bir terimdir, asıl söylenmesi gereken KıpçakTürkü'dür. Kıpçak Türkü'nün lugatı neşredilmiştir, Kıpçak lehçesi vardır.Tatarlık iddiasında bulunmak Moğolluk iddiasında bulunmaktır. Rusya bunubildiği için kendi nüfuzunu kurmak istediği bütün Türk illerinde Tatar unvanınıkullanır. Bugün Azerilere bile Tatar der, oysa ki Azeriler AnadoluTürkü'dür."

TÜRKİYE İLE RUSYA ARASINDA KIRIM MÜCADELESİ

Son Moskovaknezi ve ilk Rus çarı "korkunç" lakaplı 4. İvan'ın, Kazan'ı vebugünkü Polonya'nın bir kısmını alarak Doğu Avrupa'ya hakim olduğunu belirtenİnalcık, "Rus İmparatorluğununbundan sonra bütün hedefi Kırım Hanlığını da alıp Karadeniz'e girmekti. KırımHanlığı, güçlenen Moskova İmparatorluğuna karşı Osmanlı'yı koruyan bir setti.Buna karşın Rus Çarlığı, Kazak denilen grupları Astrahan'dan, Kafkasya'dan,Terek Irmağından gelen, Don Kazaklarını, Terek Kazaklarını, kendi önkuvvetlerinde kullanarak Osmanlı'nın nüfuz ettiği bölgelere karşı seferlerebaşladı. Türkiye ile Rusya arasındaki Kırım mücadelesi böyle başlamıştır"diye konuştu.

RUSLAR BİZANS'IN VARİSİ İDDİASIYLA İSTANBUL'UİSTEDİ

Dünyaca ünlüProf. Dr. Halil İnalcık, 1774'te sonuçlanan Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonraRusların Kırım'ı tekrarlanan akınlarla istila etme girişimlerinin olduğunu veKüçük Kaynarca Anlaşması ile Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmek için bağımsız halegetirdiğini, 1783'te nüfusunun çoğunluğunun Kıpçak Türklerinin oluşturduğuKırım'ı işgal ettiğini anlattı.

Ünlü tarihprofesörü İnalcık, "Kafkasya dahilolmak üzere bütün Karadeniz sahili Rusya'nın hakimiyeti altına girdi. Rusya,bütün Karadeniz'i hakimiyeti altına alınca eski Bizans'ın varisi olmak iddiasıile İstanbul üzerinde hak iddia etmeye başladı. Böylelikle Karadeniz kuzeyindede Rusları yerleştirmek, Kırım'ı Rus vilayeti haline getirmek için nüfuspolitikası güttüler" değerlendirmesini yaptı.

KATİL STALİN TÜRKLERİ SÜRGÜNE GÖNDERDİ

SovyetlerBirliği zamanında Stalin döneminde de bu uygulamanın devam ettiğini belirtenİnalcık, "Stalin, bir gece Rus kuvvetlerini gönderip, bölgedeki 300 binKırım Türkünü, Türk nüfusunu bertaraf etmek için hayvan vagonlarına doldurupOrta Asya'ya, Urallara sürdü" dedi.

KIRIM, TÜRKİYE'Yİ TEHDİT ETMEK İÇİN RUSLAŞTIRILDI

Kırım'ınRusya için Anadolu'yu, Boğazları, İstanbul'u tehdit etme noktasında bir atlamaeşiği olduğunu ifade eden İnalcık, "Kırım, Türkiye'yi tehdit etmek içinbir merkezdir. Bugün Sivastopol'da, Ukrayna'ya bağlı olmasına rağmen, Rushakimiyeti vardır. Bu neye yöneliktir? Türkiye'ye, Boğazlara ve İstanbul'ayönelik bir tehdittir" dedi.

Halilİnalcık, Türkiye'nin bu durumu önlemek için Batı ülkeleri ile ve üyesi olduğuNATO gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliğini devam ettirmesi gerektiğinibelirtti.Rusların Kırım'da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60'ını teşkil ettiğinedikkati çeken İnalcık, şunları kaydetti:"Kırım,Türkiye'yi tehdit etmek için Ruslaştırılmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım.Sürgünden kaçıp gelen zavallı Kırım Türkleri nispeten çok daha az durumdadırlar.Bizim vatanımızı zorla elimizden alıp Türkiye'yi tehdit etmek için Kırım'ıRuslaştırmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım. Putin bugün askerini Kırım'agetiriyor ve diyor ki 'Kırım Rus'tur, bizim tebaamızdır'. Bütün hikaye bundanibarettir."

NEO-AVRASYACILIK TÜRKİYE İÇİN TEHLİKEDİR

İnalcık,"Neo-Avrasyacılık" diye tanımladığı Rusya'nın bugünkü amacına,Kırım'ı kendi kontrolü altına alarak ulaşmaya çalıştığına vurguyaptı."Putin'in tekrar bir Çarlık imparatorluğu kurma teorisi var"diyen İnalcık, şunları söyledi:

"Rus politikasının bugünkü temeli, Avrasyacılık'tır. Bunu'Neo-Avrasyacılık' diye daha yumuşak hale getirmiştir. Rusya, 'Polonya'dan,Orta Asya'ya kadar olan milletlerin bulunduğu bölge, kültür bakımından Ruslarabağlı idi asırlarca, bunu ihya etmek lazımdır' düşüncesindedir. Avrasyacılıkanlayışı, biz kardeşiz, sizi Rusya olarak Avrupa'da ve Asya'da sizi koruyoruz,kültürümüzü yayıyoruz anlayışı Gorbaçov döneminde bitti. Kırgızistan,Türkmenistan, Ukrayna gibi milletler bağımsızlıklarına kavuştu. Putin'in bütüngayreti Avrasyacılık teorisiyle, Rusya hakimiyetini yine bu bölgelerde ihyaetmektir. Rus boyunduruğu altında bu milletleri toplamaktır. Neo-Avrasyacılığınneticesi Türkiye için tehlikedir. Putin'in bugün Kırım'a ordularını göndermesebebi Çarlık Rusya'sını ihya etmektir".


 


Mehmet Emin Resulzade 130 Yaşında

Mehmet Emin RESULZADE130 Yaşında,

Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin (28 Mayıs 1918) kurucusu ve Milli Şura Başkanı Mehmet Emin RESULZADE’nin 130. Doğum yılı Azerbaycan’da tarihi Müsavat Partisinde ve Ankara'da derneğimiz tarafından coşku ile kutlandı.

Bu kutlamaların ilkiMehmet Emin RESULZADE’nin başkanı olduğu 102 yıllık bir kuruluş olan ve Azerbaycan’ın tarihi olan Müsavat  Partisi merkezinde yapıldı.

Bakü’deki toplantılara davetli olarak katılan derneğimiz genel başkanı Cemil ÜNAL ve eşi derneğimiz kadınlar kolu başkanı Nesrin ÜNAL 28 Ocak 2014 günü Bakü havaalanında Müsavat Partisi Başkanı İsa GAMBER ve eşi Ayda GAMBER  ve parti yönetim kurulu tarafından  sevgi ile karşılandı.

AZERBAYCAN KADIN HUKUKU MÜDAFAA CEMİYETİNDE

  29 Ocak 2014 tarihinde beraberindeki  heyetle ilk ziyaretlerini Azerbaycan  Kadın Hukuku Müdafaa Cemiyetine yaptılar. Bu toplantıda yapılan samimi görüşmeler arasında genel başkan Cemil ÜNAL  cemiyet başkanı Novella Caferoğlu’na üzernde Atatürk röliyefi olan bir şilti ziyaretlerinin anısı olarak bir şilt takdim etti.

Derneğimiz genel Başkanı Cemil ÜNAL  ve eşi

 derneğimiz Kadınlar Kolu Başkanı  Nesrin ÜNAL

 

MÜSAVAT PARTİSİNDE YAPILAN TOPLANTI

30 Ocak 2014 günü  Müsavat Partisi genel Merkezinde yapılan toplantıda ise Cemil ÜNAL ve eşi Nesrin ÜNAL  partililerle bir arada oldular. Burada yapılan görüşmeler sırasında  Cemil ÜNAL tarafından   Mehmet Emin Resulzade’nin kurduğu  bir dernek olan Azerbaycan Kültür Derneği  Yönetim Kurulu adına hazırlanan  130 yıl anısı olan bir şilti Müsavat Partisi Genel Başkanı  İsa GAMBER’e takdim etti.

Bu merasimde 130 yıl önce doğan Mehmet Emin Resulzade hakkında önemli ilmi araştırmalar yapan ve Resulzade ve Müsavatçılık düşüncesini gelecek nesillere aktarmada önemli eserler ortaya koyan araştırmacı bilim adamları;

Prof Dr. Nesip NESİPLİ ve Doç Dr.Nesiman  YAGUPLU’yaderneğimizadına birer plaket takdim edildi. 

NOGHANI ‘DA Kİ MERASİM

31 Ocak 2014 tarihinde ise Mehmet Emin RESULZADE’nin doğduğu yer olan Noğhanı  merkezinde bulunan Mehmet Emin Resulzade anıtı ve evi ziyaret edilerek çelenkler koyuldu.  Müsavat Partili kadrolar ve gençlerin katıldığı merasimde yapılan konuşmalarda Mehmet Emin RESULZADE’nin  yabancı bir ideolojiden etkilenmeyen  siyasi görüşü ve kişiliği üzerine yapılırken coşkulu anlar yaşandı.

   

ANKARA’DAKİ MERASİMLER

Derneğimiz adını taşıyan çelenk Selçuk ÖNAL tarafından Anıt Mezar önüne koyulurken.

Ankara’da yapılan merasim ve toplantılar Azerbaycan Kültür Derneğinden Genel Sekreter Tuncer KIRHAN; Genel Başkan Yardımcıları Oktay EROL, İsa Yaşar TEZEL, Muhasip  Üye Selçuk ÖNAL, üyeler Sevil KENGERLİ ve Ali ÇAYLAK, danışma meclisi üyeleri  öğrenciler, sivil toplum kuruluş temsilcileri  katıldı.

Anıt mezardaki tören  katılımcıların saygı duruşu ardından koyulan çelenk ve karanfiller koyulması ve ihtiramıyla başlarken, açış konuşmasını  yapan derneğimiz Genel Sekreteri Tuncer KIRHAN şöyle dedi.

 "Değerli konuklar, bugün Azerbaycan’ın tarihi gururu olan bir şahsiyetin Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 130. Günüdür.20.y.y.’ın başlarında Azerbaycan’da yoktan bir cumhuriyet ve millet yaratmanın  başlı başına bir reform olduğu gerçeği  ile diyebiliriz ki,  Mehmet Emin Resulzade  Müslüman halklar arasında ilkleri, yani  demokratlığı, insan haklarını, çağdaşlığı  öğretirken, halkına kimlik sahibi bir gelecek vadeden  büyük  bir devlet adamıdır.

 Bildiğiniz gibi tarihi yapanlarla tarihi yazanlar ayrıdır, önemli ve kalıcı olan tarih yapmaktır. Çünkü  halk için yapılan güzel işler asırlar geçse de  tıpkı onun gibi  ebediyen gönüllerde yaşar. Mehmet Emin  Resulzade’nin  Azerbaycan’ın tarihini yaparken,  insanlara hürriyet, milletlere istiklal” şiarıyla insana öncelik vermesi  ve  onda fenomen halinde öne çıkan  bağımsızlık aşkı  “ bir kere yükselen bayrak bir daha inmez”  vecizesinde kendini bulurken, o büyük insan yetmiş yıl sonrasına  ışık tutan  bir deha ile bayraklaşır.

Yoktan bir devlet yaratmanın ve  halkına bir  kimlik vermenin ne kadar anlamlı bir iş olduğu  gerçeğinden hareketle , kurulan devletin şeklini izahı ve bulunduğu coğrafya koşulları içinde son derece riskli bir işe giren Resulzade  kurulan devleti şöyle tanımlar.

“Cumhuriyetimiz, milli, demokratik  devletçilik zemininde medeni ve kendi geleceğini tayinde çağdaşlığı esas almıştır.Bu nokta-i nazardan cumhuriyetimiz tarihteki ilk Türk  devletidir”

İşte bu risk emperyalizmin 27 Nisan  1920’de  genç cumhuriyeti işgali olur.

 O çok sevdiği  ülkesinin adını  verdiği  evladını  bırakıp  sürgüne giderken   yanında kutsal bir ideal olan üç renkli bayrakla ülkesinden ayrılıp, yirmi yıl sonra  Ankara’ya  döndüğünde  çantasında  aynı bayrak vardır.

Yokluk içinde kurulan  Azerbaycan Milli merkezi ve Azerbaycan Kültür Derneği’nde  kutsal bir mücadele sembolü olarak yerini alır. Bu bayrak onun dediği gibi  1993 yılında  Azerbaycan cumhuriyetini ilk tanıyan  devletin başkenti Ankara’da açılışı yapılan  ve bugün çatısı altında olduğumuz  elçiliğin açılış merasiminde  Milli Merkez  Başkan  Vekili  Dr. Muhammet Kengerli tarafından Azerbaycan halkı adına  bayrağın sahibi Cumhurbaşkanı  Ebülfez Elçibey’e teslim edilir. Bu anlamlı bayrak Elçibey ve dönemin Cumhurbaşkanı  Turgut Özal tarafından  direğe çekilirken Azerbaycan milli marşı  da ilk defa  semalarda duyulur.

 Değerli konuklar,

Mehmet Emin Resulzade’nin Ankara’da  ki mücadele yıllarında onun  yanında yer alan bir elinde istiklal ateşi öteki elinde üç renkli bayrağın  ruhuyla geleceğe ışık tutan kahraman insanlar da huzurunuzda anmak istiyorum. Derneğimizin  rehberleri olan Dr. Hamit Ataman, Dr. Aziz Alpaut, Mehmet Taki Aran, Feyzi Aküzüm, Muhammet Kengerli ,Ahmet Karaca'da olduğu gibi  ideallerini yaşam biçimine çeviren  bugün  Müsavat Partisinin davetlisi olarak Bakü'de olan genel başkanımız Sayın Cemil Ünal gibi  Azerbaycan sevdalılarını saygı ile anıyorum. Çünkü onlar  aldıkları  hürriyet meşalesini daima yukarıda tutarak gelecek nesillere  ve Türk kamu oyuna  yılmadan usanmadan Azerbaycan’ın bir gün mutlaka  istiklaline kavuşacağını anlatıp dururken, bu anıt mezarın inşasını onun ruhuna uygun çizgilerle yeniden dizayn ederek Milli Cumhuriyetin 90. yılında devlet seviyesinde açarken Azerbaycan devlet Başkanı İlham ALİYEV'ide devet etmiş ancak işlerinin yoğunluğu nedeniyle katılamamıştır. Merasimin onur konuğu olan Musavat partisi Genel Başkanı İsa Kamber  ve heyeti öğleden sonra  yapılan konferansa da katıldılar.

Değerli konuklar,

 Bugün ziyaret ettiğimiz  Mehmet Emin Resulzade'nin kurduğu Azerbazycan Kültür Derneği bu anıt mezarı koruyup kollamasaydı, o büyük insan da kendi toprakları dışında rahmete giden  devlet adamlar  Ali Merdan Topçubaşı,  Fethali Han Hoylu, Nesipbey Yusufbeyli, Ahmet Ağaoğlu  ve Mirza bala Mehmetzade  gibi  kaybolup gidecekti.Bu anıt mezarı Türkiye'ye her gelişinde ziyeret edenMehmet Emin Resulzade ve  arkadaşlarını,  Azerbaycan’ın bağımsızlık lideri  ve ilk Cumhurbaşkanı Ebülfez Elçibey her  defasında " Bizim yolumuz Mehmet Emin Resulzade yoludur" diyerek o büyük insana bağlılığını göstermiş ve gençliğe aynı öğütle hitap etmişti.Bu vesileyle  Mehmet Emin Resulzade'nin 130. doğumunu şahsınızda kutluyor hepinize saygılar sunuyorum."

 

 

 

 

20 OCAK OLAYLARI 24. YILINDA DEĞERLENDİRİLDİ.

20 Ocak olayları 24.yılında değelendirilirken  şehitler saygı ile anıldı.

Toplantıya katılan  dernek üyeleri, öğrenclerle konuklara hitabenaçış konuşması yapan   Derneğimiz Genel Sekreteri Tuncer KIRHAN,

 20 Ocak’canlarını vatan ve istiklal uğruna veren şehitler için saygı duruşuna davet ettikten sonra, Azerbaycan tarihinde şanlı bir gün olarak kayıtlara geçen 20 Ocak olayları topyekun bir halk hareketi olduğu ve bunun bağımsızlığa giden bir yol olduğunu ifade etti.

Tuncer KIRHAN, Bu hareketin temel dinamiği olan Azerbaycan Türklerinin  70 yıllık esaret zincirlerini kırarak Azatlık meydanında milyonların sesi olarak dünyaya bir tek şeyi Azatlığı anlatırken, başka bir ismi olan meydana  Azatlık adını vermekle dünyaya ve emperyalistlere azatlık isteğini haykırdıklarını, örgütlü topluluk olan  Halk Cephesinde toplanan Azerbaycan sevdalıları  efsanevi lider  ELÇİBEY'in  Azerbaycan’ın demokratik geleceğini belirleyecek bir lider olarak Türk dünyasında yıldızlaştığını söyledi.

O gün meydanlarda ilk defa dalgalanan üç renkli bayrak tıpkı 28 mayıs 1918’de milli cumhuriyeti kuran Mehmet Emin RESULZADE’nin veciz ifadesinde yerini aldığı gibi “BİR KERE YÜKSELEN BAYRAK BİR DAHA İNMEZ” ilkesiyle sonsuza doğru yol alacaktı dedikten sonra  20 Ocak olaylarının tarihi süreç içinde önemini anlatacak olan yönetim kurulu üyesi Selçuk ÖNAL’ı kürsüye davet etti.

Değerli konuklar,

20 Ocak 1990’da, Sovyet Kızıl Ordu birliklerinin Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, Azerbaycan Türk’lerine karşı yaptığı katliamın üzerinden bugün 24. Yıl geçmiştir.

Azerbaycan tarihine Kanlı Yanvar Faciası olarak geçen 20 Ocak Şehitlerini rahmetle, gazilerini ise minnet ve şükranla anıyorum.

Bu vesileyle, Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin banisi Mehmet Emin RESULZADE ve dava arkadaşlarını, Azerbaycan’ın İstiklali uğrunda şehit olan Anadolu’dan Kardeş yardımına giden  Kahraman Türk askerleri ile Azerbaycan İstiklal Şehitlerini, Azerbaycan’ın 70 Yıllık Rus esaretinden kurtularak ikinci kez bağımsızlığını kazanmasında Azerbaycan Halk Cephesi Lideri ve ikinci Cumhurbaşkanı .ELÇİBEY’i ve İstiklal uğruna şehit olan Azerbaycan’ın isimsiz kahramanlarını saygıyla, rahmetle ve şükranla anıyorum.

Değerli konuklar,

Bundan 24. Yıl önce Azerbaycan Türkleri tarihinin en kanı günlerinden birisini yaşıyordu.

1988 Yılında Ermenistan’da meydana gelen depremi fırsat bilen Ermeniler, asırlardır ata-baba topraklarında yaşayan Türkleri etnik temizliğe tabi tutarak hepsini göçe zorlamış ve  sürgün etmişti. Azerbaycan’a yoğun bir muhacir akını başlaması halk arasında büyük tepkiyle karşılanmıştır.   Ermeniler dış ülkelerden deprem yardımı adı altında çok miktarda silah ve cephane yardımı  alarak milislerini silahlandırmış ve silahlı Ermeni çeteleri Azerbaycan topraklarına, kent ve kasabalarına karşı önü alınamaz baskı ve saldırılara başlamışlardı.

Sovyet Yönetiminin Ermenistan yanlısı politikaları, Ermeni silahlı güçlerinin Azerbaycan topraklarına karşı fiili saldırıları, Azerbaycan Yöneticilerinin Sovyet yandaşlığı,  halkın dert ve kaygılarına kayıtsız kalmalarıkarşısında  Azerbaycan Türklerinin kurtuluş rehberi olan, Halk Cephesi etrafında birleşirken,Azatlık meydanı yüzbinlerin protestosuna sahne olduğu hafızalarınızda canlılığını korumaktadır.

1990 Yılının başlarında Azerbaycan’da siyasi gerginliğin yüksek olduğu bir sırada, Moskova’nın almış olduğu bir karar gerginliği daha da artırmış, SSCB Yüksek Sovyeti, 15 Ocak 1990’da, Dağlık Karabağ Özerk Bölgesinde “Olağanüstü Hal” İlan etmiş ve bu kararın 7. Maddesi ile de Azerbaycan Yüksek Sovyeti’nin  bu uygulamanın kapsamını Bakü ve Gence’yi de kapsayacak şekilde genişletmesi önerisi Azerbaycan Türklerinin şiddetli tepkisiyle karşılanmıştır.

Azerbaycan Yönetiminin Ermeni Silahlı çetelerinin saldırılarına karşı yetersiz kalması ve Moskova yönetiminin kuklası olması, AHC çatısı altında birleşen ahalinin vatan topraklarının korunması ve yaşanan olaylara tepki göstermek maksadıyla; Bakü’nün girişlerini ve şehirdeki askeri birliklerinin etrafını çevirmeleri üzerine, o sırada Bakü’de bulunan SSCB Yetkilileri kamuoyuna Bakü’de olağanüstü hal ilan edilmeyeceğini açıklamış, Azerbaycan Halk Cephesi Yönetimi de,  Moskova’nın 15 Ocak’ta aldığı kararın Azerbaycan halkına hakaret anlamına geldiği ve kararın Azerbaycan Cumhuriyetinin egemenliğine aykırı olduğunu ifade ederek, Azerbaycan Yüksek Sovyet’ini  20 Ocak’a kadar toplantıya çağırmıştır.

17 Ocak’ta yapılan bir duyuru ile barikatların kaldırılması ve şehirde ilan edilecek olağanüstü duruma karşı koyulmaması istenmiş olmasına rağmen SSCB’nin Azerbaycan’daki denetimi kaybetme ihtimali belirince, son çare olarak SSCB Yüksek Sovyeti 19 Ocak’ta Bakü’de Olağanüstü  Hal İlan etme kararı alır. Karar 20 Ocak Saat 24’den itibaren geçerli olacaktır. Ancak bu karardan Azerbaycan halkı haberdar edilmez. Çünkü 19 Ocak günü akşamı Azerbaycan televizyonunun  Ana merkezi SSCB KGB’si tarafından havaya uçurulmuştur. Olağanüstü ilan kararını haber alan AHC yetkilileri halkın evlerine gitmeleri yönündeki telkinleri ise  etkisiz kalmıştır.

1990 Yılı Ocak ayının 19’unu 20’sine bağlayan gece Karabulutlar Azerbaycan Türkü’nün üzerine bir kabus gibi çökerken, her yer zifiri karanlık göz gözü görmüyor, her yerdeki ölüm sessizliğini bozan Sovyet tanklarının vahşi gürültüsü vardır.

Moskova yönetimi, Karayoluyla üç koldan ve denizyoluyla, ağır silahlarla donatılmış ALFA Birlikleri, DTK’a adlı özel donatılmış imha birliklerinden oluşan  onbinlerce askerine, Bakü’yü işgal emri vermiştir.

Tıpkı 27 Nisan 1920’de olduğu gibi,  Sovyetlerin 11.Kızıl Ordusu, Yerli işbirlikçilerinde daveti ile Milli Azerbaycan Cumhuriyetini  işgal eder. Bu işgalin sonucunda on binlerle  ifade edilen Azerbaycan Türkü katledilir, Öldürülenlerin çoğu Hazar denizinin karanlık sularına atılır..Bu istila sonucunda Azerbaycan Türkleri hürriyet ve istiklalini kaybeder…yeni doğmuş bir istiklal  kanla boğulur.

20 Ocak 1990,  Azerbaycan Türkü topraklarının Ermenistan destekli saldırılara karşı korunması  için gösteri yapıyor..Sovyet Kızıl Ordusu,  Bakü Azatlık meydanını kan gölüne çevirir..Tankların paletleri altında çiğnenen insanlar..binlerle ifade edilen ölü..Dünya Kamuoyunun tepkisi; ABD ve Batı Kamuoyu sözbirliği etmişçesine, bu olayda Sovyetleri haklı bulur.Azerbaycan Türkü hakkının korunmasını istediği için suçlu..

Değerli Katılımcılar;

20 Ocak 1990’da, Bakü’de ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde, Oluk oluk Türk kanı dökülmüş, İnsan hakları çiğnenmiş, haberleşme yolları tümüyle kapatılmış, Televizyon merkezi havaya uçurulmuş, Demir Perde bütün zırhını Bakü katliamının üzerine örtmüştü. Bakü’de bir insanlık dramı, son yüzyılın en kanlı katliamı yaşanmaktaydı..

Sovyet ordusu, 27 Nisan 1920’de Milli Azerbaycan Devletini İşgal ederek onbinlerce Türk’ü vahşice katletmiş, Katledilenlerin büyük bir çoğunluğu ise  Hazar Denizinin karanlık sularına atılmıştı.. aynı senaryo ve katliam 20 Ocak 1990’da  tekrarlanıyordu..

Azerbaycan Türkü  20 Ocak’ta eli yalın tankların üzerine yürürken, azatlık istiyordu, beni ezemesin diyordu, gücün ne olursa olsun ben sana karşı duracağım diyordu, ne kadar büyükte olsan, ne kadar güçlü de olsan, ne kadar korkunçta olsan senden korkmuyorum  İstiklalimi ver,  diyerek işgalcilerin üzerine bedenleriyle yürüyorlardı.. O gece yüzlerce silahsız ve savunmasız insan öldürüldü, Tank paletleri altında ezildi..

Karanfillerin ağladığı 1990 yılının  O Ocak gecesinde Sovyetler Birliği gücünü son bir kez bağımsızlık kavgası veren  Azerbaycan Türklerinin üzerinde denedi. Resmi açıklamaya göre 133 kişi öldü, 611 kişi yaralandı, 841 kişi gözaltına alındı ve 5 kişide kayboldu,  gerçek böyle değildi, Sovyet Askerleri, katlettiği Azerbaycan Türklerinin çoğunun cesedini Hazar Denizine attı. Çünkü ölü sayısının 150’den fazla açıklanması o günkü Sovyet Anayasasına göre Devlet Başkanının değişmesini gerektirdiğinden ölü sayısı 133 olarak açıklandı. Öldürülen binlerce insandan  ancak 200’ünün  ismi belirlenebildi, diğerleri ise toprağa isimsiz olarak verildi.

Şehit cenazeleri, karanfil yağmuru altında  on binlerin katıldığı bir merasimle, 1918’de Milli Azerbaycan Cumhuriyetinin bağımsızlığı uğrunda şehit olmuş, Anadolu ve Azerbaycan Türklerinin koyun koyuna yattığı şehitler bağında yatan kardeşlerinin koynuna defnedildiler..

Bu şehitlik Sovyet döneminde tahrip edilerek “Dostluk Parkı” yapılmıştı..

Azerbaycan’da yaşanan 20 Ocak katliamı Demir Perde zırhının yırtılmasına neden olmuş, Katliam, başta Azerbaycan Kültür Derneği olmak üzere bütün Türkiye’yi ayağa kaldırmıştır. 22 ocak 1990 Pazartesi günü Başbakan Sayın Yıldırım AKBULUT’la görüşen Azerbaycan Kültür Derneği Merkez Yönetim Kurulu; Başbakan Yıldırım AKBULUT’tan, hükümetin aktif politika izlemesi, Türk Kızılay’ının yardımlarının ulaştırılmasıve Türkiye genelinde yapılacak protesto gösterilerine kolaylık sağlanması talebi. Valiliklere talimat verilerek, Türkiye’nin en küçük kasabaları başta olmak üzere, ülke  dalgadalga protesto ve destek gösterilerine sahne olurken,Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği millet tarafından tescillenmişti.

Sovyet Ordusunun Bakü’ye giriş sebepleri konusunda çeşitli açıklamalar yapıldıysa da, dönemin SSCB Savunma  Bakanı Orgeneral Dimitri YAZOV, daha sonra İzvestiya gazetesine verdiği bir demeçte ordunun Bakü’ye AHC kurumlarını dağıtmak amacıyla girdiğini açıklaması Moskova’nın gerçek niyeti konusunda önemli bir işarettir.

Öte yandan Gorbaçov’un “Glastnost” ve “Prestroyka” politikalarını destekleyen  polit büro üyesi Primakaov, 17 Ocak’ta AHC  Başkanı Elçibey’le görüşmesi sırasında AHC Liderinin demokratik seçim istekleri karşısında “bundan sonra SSCB’den ayrılmaya bir adım kalır” ifadesi de Yazov’u onaylar niteliktedir.

AHC Genel Merkezinin basılarak aranması, birçok AHC üyelerinin gözaltına alınmaları, AHC yayın organlarının basımı ve dağıtımının durdurulması da Sovyet Ordusunun kime ve neye karşı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 20 Ocak katliamı sonrası AHC liderlerinden TofigGasımov, Vurgun Eyübov, Necef Necefov ve milletvekilleri AnarRızayev ve Bahtiyar Vahapzade’nin  çabaları sonucunda 21-22 Ocak tarihlerinde olağanüstü toplanan Azerbaycan  SSC Yüksek Sovyetiolağanüstühal uygulamasının durdurulması ve ordunun Bakü’den çıkarılmasını istemiştir.

Azerbaycan SSC Yüksek Sovyeti’de; 20 Ocak katliamını soruşturmak için 16 kişilik parlamento komisyonu oluşturmuş, Komisyon Ocak 1992’de yayınladığı nihai raporunda, katliamın Azerbaycan Türklerine karşı yapılmış ağır bir suç olduğunu ve müdahalenin esas gayesinin Azerbaycan’ın bağımsızlığını önleme amacı taşıdığını belirtmiştir. Raporda dönemin SSCB Devlet Başkanı Gorbaçov, Savunma Bakanı Orgeneral Yazov, SSCB KGB BaşkanıKryuçkov, İçişleri Bakanı Bakanı ve diğer üst düzey  Sovyet yetkililerinin bu katliamdan zincirleme sorumlu oldukları görüşlerine yer verilmiştir. Ayrıca Bakü katliamından  bu kişilerle beraber totaliter komünist sistem, SSCB Komünist Partisi oligarşi liderliği, KGB, İçişleri Bakanlığı ve devlet propaganda makinesi esas suçlu olarak değerlendirilmiştir. Komisyon sorumluların cezalandırılması için dava açılmasını ve katliamın doğurduğu sonuçların değerlendirilmesi için Birleşmiş Milletlere Başvurulmasını önermiştir. 19 Ocak 1992’de Azerbaycan Milli Meclisi Komisyon Raporunu kabul ederek, 20Ocak olaylarının SSCB Yönetiminin Azerbaycan Halkına karşı işlediği katliam olarak değerlendirerek, suçlulara karşı Azerbaycan Başsavcılığının dava açmasını öngören bir karar çıkarmıştır.

Ancak Azerbaycan’da daha sonra yaşanan siyasi gelişmeler bu kararın uygulanması noktasında sıkıntılar yaratmış, daha doğrusu rapor örtbas edilmiştir.. Yerli İşbirlikçilerin ise yaptıkları yanlarına kar kalmış ve 20 Ocakta şehit edilen masum insanların kanına kastedenler maalesef cezasız kalmışlardır.

Değişen siyasi atmosfere göre Azerbaycan  Milli Meclisi 29 Mart 1994’te yeni bir karar alarak, Bakü’de şehitler için bir anı dikilmesini öngörmüştür. 20 Ocak gününü Şehitler günü ilan ederek, her yıl devlet düzeyinde törenler yapılmakta ve katliam şehitlerinin gömüldüğü “Şehitler Hıyabanı” ziyaret edilmekte, Azerbaycan’ı ziyaret eden yabancı devlet adamları resmi devlet protokolü çerçevesinde şehitler hıyabanını ziyaret etmektedir.

SSCB’nin  mirasçısı bugünkü Rusya Federasyonu yetkilileri 20 Ocak Faciasını görmezden gelmiş, ancak Rusya Federasyonu devlet yetkililerinin Putin döneminde olumlu yönde tutum değişikliğine gitmişlerdir. 2001’in 9-10 Ocak ayında Azerbaycan’ı ziyaret eden Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vilademir Putin’de Şehitler Hıyabanını ziyaret ederek, çelenk koymuş ve saygı duruşunda bulunmuştur.

Değerli dinleyiciler;

20 Ocak, Azerbaycan Türk’ünün tarihinde sadece acı ve elemle hatırlanacak gün değil, 20 Ocak aynı zamanda Türkün gurur günüdür, milletimizin şan ve şeref günüdür. 20 Ocak’ta Azerbaycan Cadde ve Sokaklarını boyamış şehit  kanları bir anlamda milli ülkümüzün, uyanan bahtımızın, doğan istiklal güneşimizin şafağını müjdeliyordu. Milletimiz o gün 70 Yıldır üzerinde bulunan Demir Perde zırhını delmiş, Sovyet Ordusunun korkunç gücüne karşı göğsünü siper etmiştir.

20 Ocak, Azerbaycan Türklerinin 70 Yıllık esaretinin bittiği gündür, 20 Ocak, 27 Nisan 1920’de Milli Azerbaycan Parlamentosu üzerinden indirilen bayrağının tekrar Azerbaycan Milli Meclisi gönderine çekildiği gündür.

 20 Ocak, 28 Mayıs 1918’de İlan edilen Azerbaycan Milli Cumhuriyeti bayrağının Azerbaycan Parlamentosu üzerine çekilirken Cumhuriyetin banisi  Mehmet Emin RESULZADE’nin “ Bir Kere Yükselen Bayrak Bir Daha İnmez” dediği gündür…

Değerli katılımcılar;

Azerbaycan Türkleri İstiklalleri ve bağımsızlıkları uğruna hep bedel ödediler ve ödemeye devam ediyorlar. Azerbaycan Türklerinin son Yüz yıllık tarihlerine bakıldığında; 31 Mart 1918’de on binlerce şehit,  27 Nisa 1920 istilası ve takip eden yıllarda ölümler, sürgünler ve her türlü baskı ve eziyet, 20 Ocak 1990 Ocak katliamı, 25-26 Şubat 1992 Hocalı soykırımı ve Karabağ’ın Şuşa, Laçın,Hocavendi, Zengilan, Kelbecer, Ağdam, Cebrail, Fuzuli, Kubatlı ve Akdere olmak üzere Karabağ’ın tamamının Ermeni işgali altına girişi sonucunda 40.Bin civarında şehit ve bir milyona yakın ahalinin kendi ülkesinde muhacir duruma düşmesi…

20 Ocak 1990 tarihinden bugüne Azerbaycan Topraklarının %20’si Ermeni İşgali altındadır.İşgal edilen bölgelerde Türk İzleri yok edilmektedir. Bugüne kadar işgal altındaki toprakların geri alınması konusunda herhangi bir olumlu gelişme olmadığı gibi, İşgal altındaki toprakların geri alınması bahsi bilinçli olarak Azerbaycan Türküne unutturulmaktadır..

Azerbaycan’ı son 22 Yıldır yöneten ve devamla uyutma politikaları izleyen bugünkü yönetim,2013 Yılının Ekim ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Azerbaycan’ın en önemli meselesi olan Karabağ’ın azat edilmesi ve işgal altındaki toprakların nasıl geri alınacağını konusunda hiçbir siyasi görüş ve  vizyon ortaya koymamışken, Muhalefetin önerilerini de nazara almamıştır. Bu politika ile siyaset yapanlar ne yazık ki bilinen yöntemlerle kazandıkları seçim sonuçlarını %85 gibi tuhaf bir oranla ilan etmişlerdir.

Bu sonuca baktığımızda diyebiliriz ki Azerbaycan’da tek demokratik seçim 7 Haziran 1992 tarihinde yapılan ve Elçibey’in %59’luk oranla kazandığı seçimdir.

Azerbaycan Yönetimi Karabağ sorununu gündeminden düşürmemeli ve sorunun halledilmesi için ciddi adımlar atmalıdır.

Azerbaycan Cumhuriyetinin Kurucusu Mehmet Emin RESULZADE’nin 130. Doğum Yıldönümü sebebiyle Ferman yayımlayan Azerbaycan Cumhurbaşkanının bu tutumu müspet karşılanmış ancak, 31 Ocak 2014’te yapılacak doğum günü kutlamasında ne yapılacağı bugüne kadar kamuoyuna açıklanmamıştır.

Ayrıca; Azerbaycan’da Muhalefete karşı yapılan baskı ve yıldırma hareketleri hız kesmeden devam etmektedir.  Bugün Musavat Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Tofik YAGUPLU ile Müsavat Partisi Genel Başkanının  başmüşavirisayın Yadigar SADIKOV, asılsız suçlamalarla tutuklanmış ve haksız yere cezalandırılmışladır. Başta Tofik YAGUPLU ve Yadigar SADIKOV olmak üzere diğer siyasi mahkumların serbest bırakılmalarını diliyoruz.

Değerli katılımcılar,

Bugün Türk dünyası maalesef sahipsiz kalmış bir konumdadır. Karabağ Rus destekli Ermenistan silahlı güçlerinin işgali altındadır. Güney  Azerbaycan Türkleri baskı altındadır. Kendi dilleri ile okuyup yazmaları yasak. Kerkük kan ağlıyor, Suriye Türkleri sahipsiz, Doğu Türkistan Çin zülmü altında inim inim inlemekte, Ülkemiz Dış Politikası ise sadece araba ve bölücülere endeksli..

Tanrı Türk’ü Karusun…

2014 YILI MEHMET EMİN RESULZADE YILI OLARAK İLAN EDİLMELİDİR

 

2014 yılı, mütefekkir, büyük devlet adamı, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk devlet başkanı Mehmet Emin Resulzade’nin doğumunun 130’cu, onun fikirlerini yaşatan Azerbaycan Kültür Derneği’nin ise 65.kuruluş yıldönümüdür.

28 Mayıs 1918 tarihinde Azerbaycan’da milli bir devlet kurarken millet bilincini yaratan ve Azerbaycan’ın geleceğinin şekillendiren Mehmet Emin Resulzade, doğumunun 130. yıldönümünde tarihi gerçekler üzerinden anılırken, 2014 yılı Mehmet Emin Resulzade yılı ilan edilmelidir.

  Mehmet Emin Resulzade, bunu hak eden büyük bir şahsiyettir. 96 yıl önce onun fikri yapısını teşkil eden ve siyasi görüşünde ifade bulan “insanlara hürriyet, milletlere istiklal” ilkesi, onda ön plan çıkan  insan önceliğini ve demokrat kimliğini ortaya koymuştur.

 Mehmet Emin Resulzade, mensubu olduğu topluma millet olma bilincini kazandırmanın yanı sıra, kimlik sahibi olması ve ülke geleceğinin şekillenmesinde önemli görevler yapmış büyük bir devlet adamı olduğu gibi, onun dönemindeki aydın kadro toplumla bütünleşmiştir.

Mehmet Emin Resulzade, Musavat Partisi lideri olarak o günün aydın kadrosuyla birlikte, millet hizmetinde olmayı şiar edinirken ülke topraklarının milli bütünlük içinde millete ait olduğu bilinci yaratılmıştır.

Dün olduğu gibi onun ardından gelen ve aynı ideolojiyi taşıyan, Elçibey ve arkadaşları, Mehmet Emin Resulzade’nin fikrinin takipçileri olmuş, bugünde onun bıraktığı –fikri mirası- koruyan ve devam ettiren değerli siyaset ve ilim adamlarının Azerbaycan’da olduğu bilinmektedir.

Bu noktadan hareketle tarihi ve yaşanan olayları yok saymak, inkar etmek, onu mevcut siyasi ortama göre yorumlamak tarihi inkar etmek olduğu düşüncesiyle,milli Devletin tarih sahnesinde yerini aldığı dönem Azerbaycan’ın şerefli geçmişi olduğu hiç unutulmamalıdır. Milli hareketin önderi Mehmet Emin Resulzade ve aydın kadronun yer aldığı siyasi oluşumun adı Müsavat Partisidir.

Bugün Azerbaycan halkı bilmektedir ki, Mehmet Emin Resulzade, doğu halkları arasında bağımsızlık hareketlerine öncülük ettiği gibi, bu hareketi batı demokrasi anlayışıyla birleştiren çağdaş bir siyaset ve devlet adamıdır.

Azerbaycan Cumhuriyetini kuran Mehmet Emin Resulzade’nin bugün Azerbaycan’ı yönetenler tarafından geçte olsa hatırlanması olumlu bir davranıştır. Bu önemli şahsiyetin manevi varlığının yaşatılması, dünya kamu oyuna ve gelecek nesillere anlatılması için nelerin yapılması bir plan dahilinde kamuoyuna aktarılmalıdır.

 Azerbaycan Kültür Derneği olarak bu konuda talep ve önerilerimiz aşağıda sıralanmıştır.

1-    Azerbaycan parlamentosu ve devlet başkanlığı tarafından 2014 yılının “Mehmet Emin Resulzade Yılı” olarak ilan edilmesi için yasal prosedürün çıkarılması,

2- Mehmet Emin Resulzade’nin Azerbaycan ve ülkesi dışında verdiği mücadeleyi                   bilimsel olarak araştıran ve  anlatan enstitü ve kürsüler kurulması,

3-    Bakü Devlet Üniversitesine Mehmet Emin Resulzade isminin yeniden verilmesi,

4- 2014 Yılında ülke içinde ve dışında toplantı, sempozyum ve Konferanslar hazırlanması ve onun adına devlet nişanı verilmesi,

5-Mehmet Emin Resulzade adına kapsamlı bir müze açılması ve  yaşadığı evin yine müze haline dönüştürülmesi,

6-Tarih ve sanat şehri olan Bakü’de uygun bir alana Mehmet Emin Resulzade’nin anıt heykeli yanı sıra 28 mayıs 1918 tarihli milli cumhuriyetin önemli şahsiyetlerinin de bu alan içinde rölyef olarak dizayn edilmesi ve alana onun adının verilmesi,

7- Mehmet emin Resulzade’nin doğduğu kent olan Novhanı’daki ikametin restore edilerek ailesine iade edilmesi.

65 Yıldan beri, Azerbaycan İstiklal ve bağımsızlık mücadelesini aralıksız devam ettiren, tarihiAzerbaycan Milli Merkezi’nin şerefli geçmişini de bünyesinde yaşatan Azerbaycan Kültür Derneği her türlü faaliyet ve oluşuma destek vermeye hazırdır.

Bu dilek ve düşünce ile,milli davaya sahip çıkanları, Mehmet Emin Resulzade fikrini ve idealini yaşatan her kesi saygı ve minnetle anıyoruz.

 Saygılarımızla,

 

                                                                                   AZERBAYCAN KÜLTÜR DERNEĞİ

                                                                                    MERKEZ YÖNETİM KURULU

 

                                                                              Tuncer KIRHAN                Cemil ÜNAL

                                                                               Genel Sekreter                 Genel Başkan

 

 

15 EYLÜL 1918 TARİHİ ÖNEMİYLE ANILDI

15 EYLÜL 1918

 Azerbaycan Türkiye ilişkilerinde

önemli bir gündür. 
15 Eylül 1918 tarihinde Azerbaycan’ da ki Rus güdümlü Ermeni işgalini kırmak için Azerbaycan’da kurulan milli devletin başkanı Mehmet Emin Resulzade’ni girişimleri sonucunda  Nuri Killigil komutasındaki Türk ordusu Nahcıvan üzerinden Gence’ye daha sonra Başkent Bakü’ye girerek merkez ve çevre illerdeki işgali kırarak Azerbaycan Türklerine tarihi bir kardeşlik gösterirler.

Nuri Pasa komutasında ki Türk Ordusu 15 Eylül 1918 tarihinde kardeş Azerbaycan’a girer. işgalci güçlerle yapılan çatışmalar sonrası, Agsu, Göyçay, Kürdemir, ve Samahi gibi bölgeleri işgalden kurtarılır.

 İki aylik süren çatışmalar ve ilerlemelerle Ağustos başında Türk ordusu Bakü’ye girmeyi başarır.
 Mürsel Pasa komutasındaki ordu Bakü’yü kurtarır. Daha sonra yapılacak olan, Türk Kurtuluş Savaşı sırasında da önemli görevler üstlenen, Mürsel Paşa’ya Atatürk tarafından Bakü ismi soyadı  verilir.
Türk I ordusunun bir süre Azerbaycan’da kalarak güvenliği sağlar. Türk ordusunun geri dönmesinden sonra, Azerbaycan yeniden işgal tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve 27 Nisan 1920’de Milli Azerbaycan Cumhuriyeti bu defa yine Kızıl ordu tarafından işgal edilirken, demokratik milli cumhuriyet yetmiş yıllık bir esaret yaşar.
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, böyle bir pencereden ortaya koyularak hadiselerin doğru okunması gerekmektedir.
Bu düşünce ve anlayışla o günlerde iki kardeş devletin bağımsızlık mücadelesine destek veren  başta komutanları ve Mehmetçikleri rahmet ve minnetle anarız.
- 15 Eylül 1918 bir devletin, kardeş bir devletin zor gününde yanında olduğu gündür.
- 15 Eylül 1918 Ermenilerin Türklere karşı yaptığı vahşetin ne ilki nede sonuncusudur, sadece tescilidir.
- 15 Eylül 1918 Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığının kanıtıdır..
- 15 Eylül 1918 “BIR MILLET IKI DEVLET” anlayışının taçlandığı bir tarihtir.

Bakü’de ki sehitlikte yatan Türk askerlerini ve Cebeci Asri mezarlikta yatan Milli Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kurucusu ölümsüz insan Mehmet Emin Resulzade’yi rahmet ve minnetle aniyoruz.

Azerbaycan Kültür Derneği

Merkez Yönetim Kurulu

 

1  2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12  13  14  15  16  17  18  19  20  21  22  23  24  25  26  27  28  29  30  31  32  33  34  35  

Ebülfez Elçibey

Mehmetçik

ANKARA

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Vatan
Akşam Zaman Posta